Miyom Kansere Dönüşür mü?

Rahim içerisinde gelişen miyomlar ve polipler, kadınlarda en sık görülen iyi huylu oluşumlardır. Genellikle kanser riski taşımasalar da şiddetli kanama, ağrı ve çocuk sahibi olma önünde engel teşkil edebilmeleri nedeniyle doğru bir cerrahi planlama ile tedavi edilmeleri gerekir. Prof. Dr. Selçuk Erkılınç, bu tür operasyonlarda "rahim koruyucu cerrahi" prensibini temel alarak hastalarının sağlığını ve doğurganlık potansiyelini korumaktadır.

İzmir Myom Tedavisi ve Kapalı Myom Ameliyatı

Yoğun adet kanaması, ağrı ve büyüyen myomlar için modern minimal invaziv cerrahi yaklaşımlar

Myomlar ve İlişkili Rahatsızlıklar

Rahim miyomları, kadınlarda görülen en sık iyi huylu pelvik tümörlerdir. Fibroid veya myom olarak da adlandırılırlar. Rahim kas tabakasındaki düz kas hücrelerinden gelişirler ve kanser değildirler. Genellikle üreme çağındaki kadınlarda görülürler. Belirti verdiklerinde en sık düzensiz veya yoğun adet kanaması ile kasıkta baskı ve ağrı yaparlar. Bazı hastalarda gebelik ve doğurganlık üzerinde de etkileri olabilir.

Miyomlar rahimdeki yerleşim yerine göre sınıflandırılır. Bazıları rahim duvarının içinde bulunur, bazıları rahim boşluğuna doğru büyür, bazıları ise rahmin dış yüzeyine doğru gelişir. Rahim ağzında yerleşen miyomlar da olabilir.

Rahim boşluğuna doğru büyüyen miyomlara submukozal miyom denir. Bunlar en sık yoğun adet kanaması yapan miyom tipidir.

Rahim duvarı içinde bulunan miyomlara intramural miyom denir. Bunlar da rahim şeklini bozarak kanama veya baskı şikayetlerine neden olabilir.

Rahmin dış yüzeyine doğru büyüyen miyomlara subserozal miyom denir. Bunlar genellikle baskı hissi yapar ancak yoğun adet kanaması ile daha az ilişkilidir.

Rahim miyomları kadınlarda çok yaygındır. Bazı çalışmalarda 40’lı yaşların sonundaki kadınların büyük kısmında miyom saptanmıştır.

Birçok kadında miyom vardır ancak belirti vermez. Ameliyatla alınan rahimlerin incelendiği çalışmalarda kadınların yaklaşık yüzde 80’inde miyom bulunmuştur.

Miyomlar ergenlik öncesinde görülmez. Üreme çağında sıklığı artar ve menopozdan sonra çoğu hastada küçülme eğilimi gösterir.

Gebelik geçirmiş olmak miyom gelişme riskini azaltır. Bazı çalışmalarda doğum sayısı arttıkça riskin daha da düştüğü gösterilmiştir.

Erken yaşta adet görmek miyom gelişme riskini artırabilir. Bunun nedeni hormonlara daha uzun süre maruz kalınması olabilir.

Standart doğum kontrol haplarının miyomları büyüttüğü gösterilmemiştir. Bu nedenle miyomu olan kişilerde doğum kontrol hapları tamamen yasak değildir.

Bazı uzun etkili yalnız progesteron içeren korunma yöntemlerinin miyom gelişimine karşı koruyucu olabileceği düşünülmektedir.

Obezite ile miyom arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Kilo arttıkça risk artabilir.

Beslenme alışkanlıkları da etkili olabilir. Fazla kırmızı et tüketiminin miyom riskini artırabileceği, yeşil sebzeler ve turunçgillerin ise koruyucu olabileceği düşünülmektedir.

D vitamini eksikliği ile miyom arasında ilişki olabileceğini gösteren çalışmalar vardır.

Alkol özellikle bira tüketimi miyom riskini artırabilir.

Miyomlar bazı ailelerde daha sık görülür. Genetik yatkınlığın rol oynadığı düşünülmektedir.

Siyahi kadınlarda miyomlar daha sık görülür, daha erken yaşta ortaya çıkar ve daha büyük olabilir. Ayrıca kansızlık ve ameliyat gereksinimi daha sık görülebilir.

Stres ve önemli yaşam olayları miyom gelişme riskini artırabilir.

Yüksek tansiyon ile miyom arasında ilişki olduğu gösterilmiştir.

Düzenli fiziksel aktivitenin miyom gelişme riskini azaltabileceği düşünülmektedir.

Miyomlar çoğu zaman şikayet nedeniyle fark edilir veya başka nedenle yapılan ultrasonda tesadüfen görülür.

Belirtiler genellikle miyomun sayısına, büyüklüğüne ve yerleşimine bağlıdır.

Miyomların en sık yaptığı şikayet yoğun veya uzun süren adet kanamalarıdır.

Yoğun kanama kansızlığa, halsizliğe, iş gücü kaybına ve sosyal yaşamın etkilenmesine yol açabilir.

Rahim boşluğuna doğru uzanan submukozal miyomlar kansızlık yapma açısından diğer miyomlara göre daha risklidir.

Rahim duvarı içindeki miyomlar da yoğun veya uzun süren adet kanamasına neden olabilir.

Miyomların neden kanama yaptığı tam bilinmemektedir. Rahimdeki damar yapısındaki değişiklikler ve rahmin kasılma düzenindeki bozukluklar etkili olabilir.

Kasıkta baskı, dolgunluk hissi ve ağrı da sık görülen belirtilerdendir. Bazı hastalar alt karında şişlik veya büyüme hissedebilir.

Büyük miyomlar mesaneye baskı yaparak sık idrara çıkma veya mesaneyi tam boşaltamama hissi oluşturabilir.

Bazı büyük miyomlar idrar yollarında tıkanmaya ve böbrekte genişlemeye neden olabilir.

Bağırsak üzerine baskı yapan miyomlar kabızlığa yol açabilir.

Çok büyük rahimler toplardamarlara baskı yaparak pıhtı riskini artırabilir.

Bazı hastalarda adet dönemleri ağrılı olabilir. Bunun yanında adet dışı kronik kasık ağrısı da görülebilir.

Cinsel ilişki sırasında ağrı bazı miyom tiplerinde görülebilir. Özellikle rahmin ön veya üst kısmındaki miyomlarla ilişkili olabilir.

Nadiren miyom içinde dolaşım bozulabilir ve dejenerasyon gelişebilir. Bu durumda ani başlayan ağrı, hafif ateş ve hassasiyet olabilir. Çoğu zaman ağrı birkaç gün veya hafta içinde azalır.

Rahim boşluğunu bozan miyomların gebelik oluşmasını zorlaştırabileceği düşünülmektedir. Ayrıca bazı gebelik komplikasyonları ile ilişkili olabilirler.

Bazen submukozal miyom rahim ağzından dışarı sarkabilir. Bu durumda kanama, akıntı ve enfeksiyon görülebilir.

Miyom değerlendirmesinde adet düzeni, ağrı, baskı hissi, kansızlık belirtileri ve doğurganlık öyküsü ayrıntılı olarak sorgulanır.

Muayenede rahim büyük, düzensiz yüzeyli ve hareketli olarak hissedilebilir. Rahim büyüklüğü bazen gebelik haftasına benzer şekilde tarif edilir.

Bazı büyük miyomlar karından elle hissedilebilir.

Kan testleri miyomu teşhis etmek için değil, kansızlık veya başka hastalıkları değerlendirmek için yapılır.

Yoğun kanaması olan hastalarda hemoglobin ve ferritin düzeyi ölçülerek demir eksikliği araştırılır.

Rahim kanseri veya hiperplazi şüphesi varsa biyopsi yapılabilir. Çünkü bazı hastalarda miyom ile birlikte başka hastalıklar da bulunabilir.

Miyom değerlendirmesinde ilk tercih edilen görüntüleme yöntemi ultrasondur. Hem karından hem vajinal ultrason kullanılabilir.

Ultrasonda miyomlar genellikle düzgün sınırlı yuvarlak kitleler şeklinde görülür.

Rahim boşluğuna uzanan miyomların değerlendirilmesinde serum fizyolojik verilerek yapılan özel ultrason yani sonohisterografi kullanılabilir.

Histeroskopi ile rahim içi kamera ile değerlendirilir ve özellikle rahim içine uzanan miyomlar daha ayrıntılı incelenebilir.

Manyetik rezonans görüntüleme yani MR, miyomların yerini ve boyutunu en ayrıntılı gösteren yöntemlerden biridir. Özellikle ameliyat planlamasında faydalıdır.

MR bazı durumlarda kötü huylu hastalık şüphesini değerlendirmede yardımcı olabilir ancak rahim sarkomunu kesin olarak dışlayamaz.

Miyom tanısı genellikle muayene ve ultrason bulgularıyla konur. Çoğu hastada ameliyat öncesi patoloji doğrulaması gerekmez.

Miyomlar bazen adenomyozis, endometrial polip, rahim kanseri veya rahim sarkomu gibi hastalıklarla karışabilir.

Özellikle menopoz sonrası dönemde büyüyen, hızlı büyüyen veya beklenmedik kanama yapan kitlelerde rahim sarkomu ihtimali dikkatle değerlendirilmelidir.

Miyomların büyüme hızı kişiden kişiye değişir. Bazıları küçülürken bazıları büyüyebilir.

Gebelik sonrası dönemde birçok miyom küçülme eğilimi gösterir.

Menopozdan sonra çoğu hastada miyomlar küçülür ve kanama şikayetleri azalır.

Menopoz hormonu kullanan bazı hastalarda miyomlar belirti vermeye devam edebilir ancak çoğu zaman yeni ciddi sorun oluşturmazlar.

Miyomlar yaşam kalitesini belirgin şekilde etkileyebilir. Bazı hastalarda ağrı, yoğun kanama, kansızlık ve doğurganlık sorunları günlük yaşamı bozabilir.

Myom Tedavisi

Rahim miyomları üreme çağındaki kadınlarda çok sık görülür. Bazı kadınlarda hiçbir belirti yapmazken bazı hastalarda yoğun kanama, baskı hissi, ağrı veya doğurganlık sorunlarına neden olabilir. Miyomlar zaman içinde büyüyebilir, aynı kalabilir veya özellikle menopoz sonrası küçülebilir. Bu nedenle şikayeti olmayan hastaların da miyomları ve olası belirtileri hakkında bilgilendirilmesi önemlidir.

Miyom tedavisinde temel amaç hastanın şikayetlerini azaltmak ve yaşam kalitesini artırmaktır. Tedavi seçimi hastanın yaşı, çocuk isteği, miyomun yeri, büyüklüğü ve yaptığı şikayetlere göre değişir.

Miyomların en sık yaptığı şikayetler yoğun veya uzun süren adet kanamaları, karında baskı ve şişlik hissi, ağrı ve doğurganlık sorunlarıdır.

Bazı hastalar şikayetlerinin miyomdan kaynaklandığını fark etmeyebilir. Örneğin sık idrara çıkma, sırt ağrısı veya erken doyma hissi büyük miyomlardan kaynaklanabilir. Bazı kadınlar ise yoğun adet kanamalarını ailede yaygın olduğu için normal sanabilir.

Tedavi planı yapılmadan önce kansızlık gibi miyoma bağlı sorunlar araştırılır. Bazı hastalarda ek görüntüleme yöntemleri veya rahim iç tabakasından biyopsi gerekebilir.

Tedavi seçiminde çocuk isteği çok önemlidir. Çünkü bazı tedaviler doğurganlığı korurken bazıları gebelik şansını azaltabilir veya tamamen ortadan kaldırabilir.

Çocuk istemeyen hastalarda tedavinin temel amacı belirtileri azaltmaktır.

Yoğun adet kanaması olan hastalarda ilk değerlendirme rahim boşluğuna uzanan submukozal miyom olup olmadığını anlamaktır. Çünkü bu tip miyomlar histeroskopik yöntemle tedavi edilebilir.

Histeroskopik miyom ameliyatı vajinal yoldan yapılan, genellikle günübirlik uygulanan ve hızlı iyileşme sağlayan bir yöntemdir. Karından kesi yapılmaz.

Bu yöntem sonrasında yaşam kalitesinde belirgin düzelme görülür. Ayrıca sonraki gebeliklerde rahim yırtılması riski çok düşüktür.

Rahim içine uzanmayan diğer miyom tiplerinde ilk seçenek çoğu zaman ilaç tedavisidir. Bu ilaçlar genellikle kanamayı azaltır ancak miyomu tamamen yok etmez.

Doğum kontrol hapları yoğun adet kanaması olan birçok hastada kullanılabilir. Hem kanamayı azaltabilir hem de gebelikten korunma sağlar.

Hormonlu spiral yani levonorgestrel içeren rahim içi araç, miyoma bağlı yoğun kanamalarda etkili tedavilerden biridir. Özellikle östrojen kullanamayan veya istemeyen hastalarda tercih edilir.

Ancak rahim boşluğunu belirgin bozan submukozal miyomlarda hormonlu spiral düşebilir veya yeterince etkili olmayabilir.

Traneksamik asit hormon içermeyen bir ilaçtır. Özellikle sadece adet döneminde kullanılır ve kanamayı azaltabilir.

Ağızdan kullanılan progesteron ilaçları da kanamayı azaltabilir ancak hormonlu spiral kadar etkili olmayabilir.

İlk tedavilere yanıt vermeyen hastalarda GnRH agonisti veya antagonisti adı verilen ilaçlar kullanılabilir. Bu ilaçlar hormon düzeylerini baskılayarak kanamayı azaltır ve bazı durumlarda miyomları küçültür.

GnRH antagonistleri ağızdan kullanılan yeni nesil ilaçlardır. Bazıları düşük doz hormon desteği ile birlikte verilir ve sıcak basması gibi menopoz benzeri yan etkileri azaltmayı amaçlar.

Elagolix içeren tedaviler birçok hastada adet kanamasını belirgin azaltmıştır. Bazı çalışmalarda hastaların yaklaşık yüzde 70 ila 77’sinde belirgin düzelme sağlanmıştır.

Bu ilaçların yan etkileri arasında sıcak basması, gece terlemesi, baş ağrısı ve kemik yoğunluğunda azalma olabilir.

Relugolix içeren kombinasyon tedavileri de hem kanamayı hem baskı belirtilerini azaltabilir. Bazı hastalarda ağrı şikayetlerinde de düzelme sağlar.

GnRH agonistleri genellikle ameliyat öncesinde kısa süreli kullanılır. Amaç kansızlığı düzeltmek ve rahmi küçülterek ameliyatı kolaylaştırmaktır.

Bu ilaçlar menopoz benzeri belirtiler yapabileceği için uzun süreli kullanımda dikkatli olunmalıdır.

Rahim atardamar embolizasyonu yani UAE, ameliyatsız girişimsel bir tedavi yöntemidir. Miyomu besleyen damarlar kapatılarak miyomun küçülmesi amaçlanır.

Bu yöntem sonrasında birçok hastada kanama ve baskı belirtileri düzelir. Hastanede kalış süresi kısa ve işe dönüş hızlı olabilir.

Ancak bazı hastalarda kısa dönemde ağrı, beklenmedik başvurular veya yeniden işlem gereksinimi olabilir.

UAE genellikle ileride gebelik planlayan hastalar için önerilmez. Çünkü yumurtalık rezervi ve doğurganlık üzerinde olumsuz etkileri olabilir.

Odaklanmış ultrason tedavisi yani HIFU veya MR eşliğinde yapılan focused ultrasound tedavisi, kesi olmadan uygulanan bir yöntemdir. Ultrason enerjisi ile miyom dokusunda kontrollü harabiyet oluşturulur.

Bu yöntem özellikle az sayıda ve uygun yerleşimli miyomu olan hastalarda daha başarılıdır.

Tedavi sonrası şikayetlerde düzelme genellikle ilk birkaç ay içinde başlar.

Endometrial ablasyon bazı seçilmiş hastalarda yoğun kanamayı azaltmak için kullanılabilir ancak miyom tedavisinde sınırlı yeri vardır.

Cerrahi tedaviler arasında histerektomi ve miyomektomi bulunur.

Histerektomi rahmin tamamen alınmasıdır ve miyom için kesin tedavidir. Hem miyomların tekrar oluşmasını hem de miyoma bağlı kanamaları tamamen ortadan kaldırır.

Ancak histerektomi büyük bir ameliyattır ve uzun dönemde bazı risklerle ilişkili olabilir. Yumurtalıklar korunmuş olsa bile erken menopoz, kalp damar hastalıkları veya ruhsal etkilerle ilişkili olabileceğini gösteren çalışmalar vardır.

Bu nedenle bazı uzmanlar histerektomiyi yalnızca diğer tedaviler başarısız olduğunda veya ek hastalıklar bulunduğunda tercih etmektedir.

Miyomektomi yalnızca miyomların çıkarıldığı ameliyattır ve rahim korunur. Özellikle çocuk isteyen hastalarda önemli bir seçenektir.

Baskı ve ağrı şikayetleri olan hastalarda UAE, GnRH ilaçları veya cerrahi seçenekler kullanılabilir.

Miyomlar adet dönemi dışında da ağrı yapabilir. Bu nedenle kronik kasık ağrısı olan bazı hastalarda miyomlar sorumlu olabilir.

Gebelik isteyen hastalarda rahim boşluğunu bozan miyomların doğurganlığı azaltabileceği düşünülmektedir. Özellikle rahim içine uzanan miyomlar gebelik şansını düşürebilir.

Gebelik isteyen ve rahim içine uzanan miyomu olan hastalarda histeroskopik miyom ameliyatı önerilebilir.

Rahim boşluğunu bozmayan ancak büyük veya çok sayıda miyomu olan hastalarda laparoskopik veya açık miyom ameliyatı yapılabilir.

Laparoskopik miyom ameliyatı daha küçük kesilerle yapılır ve iyileşme süresi genellikle daha hızlıdır.

Ancak çok büyük veya çok sayıda miyomu olan hastalarda açık ameliyat gerekebilir.

Belirti vermeyen veya hafif şikayetleri olan bazı hastalarda sadece takip yeterli olabilir.

Takip sırasında yeni şikayet gelişip gelişmediği, miyomların büyüyüp büyümediği ve kansızlık olup olmadığı değerlendirilir.

Menopoza yakın hastalarda miyomlar çoğu zaman küçüldüğü için yakın takip tercih edilebilir.

Menopoz sonrası dönemde yeni başlayan kanama veya miyom büyümesi olursa rahim sarkomu gibi kötü huylu hastalıklar mutlaka araştırılmalıdır.

Myom ve Sarkom Ayrımı Yapılabilir mi?

Rahim miyomları kadınlarda en sık görülen iyi huylu pelvik tümörlerdir. Rahim sarkomları ise çok daha nadir görülen ancak daha ciddi seyreden kötü huylu tümörlerdir. Her iki hastalık da rahim kas tabakasında kitle şeklinde görülebilir. Bu nedenle doktorlar için en önemli sorunlardan biri, çok yaygın olan miyomlar arasından nadir görülen sarkom olasılığını ayırt etmeye çalışmaktır. Aynı zamanda gereksiz büyük ameliyatlardan da kaçınmak gerekir.

Rahim sarkomlarının birkaç tipi vardır. Bunlardan leiomyosarkom adı verilen tip, görünüm olarak miyomlara en çok benzeyen sarkom türüdür.

Geçmişte rahimde kitle saptanan birçok hastada doğrudan rahim alma ameliyatı yapılırdı. Günümüzde ise miyom olduğu düşünülen hastalarda rahmi koruyan çok sayıda tedavi seçeneği bulunmaktadır. Bunlar arasında ilaç tedavileri, miyom ameliyatları, embolizasyon ve odaklanmış ultrason tedavileri vardır.

Ancak bazı rahim koruyucu tedavilerde patolojik inceleme yapılacak doku elde edilemeyebilir. Bu nedenle nadiren de olsa kötü huylu bir tümör gözden kaçabilir.

Ayrıca miyom parçalanarak çıkarıldığında, eğer altta yatan kötü huylu bir tümör varsa hastalığın karın içine yayılma riski olabilir.

Rahimde büyüme yapan her durum miyom değildir. Gebelik, adenomyozis, rahim kanseri, rahim sarkomu, rahim içi polipler veya başka organlardan yayılan tümörler de rahimde büyüme yapabilir.

Rahim sarkomları çok nadirdir. Miyom nedeniyle ameliyat edilen hastalarda sarkom görülme oranı yaklaşık yüzde 0.05 ile yüzde 0.28 arasındadır. Yani yaklaşık her 500 ila 2000 hastanın birinde sarkom olabilir.

Sarkom riski yaş ilerledikçe artar. Özellikle menopoz sonrası dönemde risk belirgin şekilde yükselir.

40 yaş altındaki hastalarda gizli rahim kanseri riski oldukça düşüktür. Ancak yaş arttıkça bu risk yükselir.

Rahim çok büyük olduğunda sarkom riski artabilir ancak büyük rahim her zaman kötü huylu anlamına gelmez.

Siyahi kadınlarda hem miyom hem de leiomyosarkom daha sık görülmektedir.

Miyomlar genellikle üreme çağında görülür ve menopozdan sonra küçülme eğilimindedir. Buna karşılık rahim sarkomları daha çok menopoz sonrası dönemde ortaya çıkar.

Menopoz sonrası dönemde yeni ortaya çıkan veya büyüyen bir rahim kitlesi dikkatle değerlendirilmelidir. Çünkü bu durum sarkom açısından uyarıcı olabilir.

Uzun süre tamoksifen kullanan hastalarda rahim sarkomu riski artabilir.

Daha önce pelvis bölgesine radyoterapi almak, bazı genetik hastalıklar ve çocukluk çağında retinoblastom öyküsü de risk faktörleri arasındadır.

Miyomlar ve sarkomlar benzer belirtiler yapabilir. En sık görülen belirtiler anormal kanama, kasık ağrısı, baskı hissi ve karında kitle hissidir.

Kötü kokulu vajinal akıntı bazı sarkom hastalarında görülebilir ancak bu belirti tek başına güvenilir değildir.

Sarkomlar bazen akciğere yayılabilir. Nefes darlığı veya akciğerde kitle görülmesi durumunda kötü huylu hastalık olasılığı artar.

Rahim sarkomu tanısı kesin olarak ancak ameliyat sonrası patolojik inceleme ile konur.

Muayenede rahmin büyüklüğü, hareketliliği ve çevre dokularla ilişkisi değerlendirilir. Hareket etmeyen sabit bir kitle kötü huylu hastalık açısından daha şüpheli olabilir ancak kesin tanı koydurmaz.

Rahim kitlesi olan hastalarda rahim ağzı kanseri taramaları güncel olmalıdır. Ayrıca anormal kanaması olan hastalarda rahim iç tabakasının değerlendirilmesi önemlidir.

Ultrason genellikle ilk görüntüleme yöntemidir. Bazı ultrason bulguları sarkom şüphesini artırabilir. Bunlar düzensiz sınırlar, kötü damarlanma, nekroz alanları ve heterojen yapı olabilir.

Ancak bu bulgular iyi huylu miyomlarda da görülebilir. Bu nedenle ultrason tek başına kesin ayırım yapamaz.

Sarkom şüphesi varsa kontrastlı MR incelemesi faydalı olabilir. MR bazı durumlarda miyom ile sarkom ayrımında yardımcı olur.

MR’da tipik miyomlar genellikle düzgün sınırlı ve homojen görünür. Sarkomlarda ise düzensiz sınırlar, nekroz, kanama alanları ve heterojen yapı görülebilir.

Difüzyon MR gibi ileri MR teknikleri tanıda yardımcı olabilir ancak yine de kesin tanı sağlamaz.

BT ve PET görüntülemeleri miyom ile sarkomu ayırt etmede güvenilir değildir.

Eskiden hızlı büyüyen miyomların sarkom olabileceği düşünülürdü. Günümüzde ise özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda miyomların bazen hızlı büyüyüp bazen küçülebileceği bilinmektedir.

Premenopozal hastalarda hızlı büyüyen bir miyom çoğu zaman sarkom değildir.

Buna karşılık menopoz sonrası dönemde büyüyen rahim kitlesi daha dikkatli değerlendirilmelidir.

Rahim içinden biyopsi alınması bazı sarkomlarda tanı sağlayabilir. Özellikle anormal kanaması olan veya sarkom şüphesi bulunan hastalarda biyopsi önerilir.

Ancak biyopsi her zaman sarkomu göstermez. Çünkü tümör rahim kası içinde olabilir ve örnekleme sırasında yakalanamayabilir.

Kan testleri genellikle miyom ile sarkomu ayırt etmede yeterli değildir. Bazı çalışmalarda LDH gibi testler araştırılmıştır ancak rutin kullanımda güvenilir kabul edilmemektedir.

Ameliyat sırasında bazı görünüm özellikleri sarkom şüphesi oluşturabilir. Örneğin sarı renkli, yumuşak yapılı, düzensiz sınırlı ve tipik girdap görünümü olmayan kitleler dikkat çekebilir.

Ancak ameliyat sırasında gözle yapılan değerlendirme kesin tanı koydurmaz.

Frozen inceleme yani ameliyat sırasında hızlı patoloji değerlendirmesi de sarkomu dışlamak için güvenilir değildir. Çünkü tümörün birçok farklı bölgesinin incelenmesi gerekir.

Kesin tanı için ameliyat sonrası detaylı patolojik inceleme gerekir.

Miyomların parçalanarak çıkarılması durumunda kötü huylu hücrelerin karın içine yayılma riski olabilir. Bu nedenle özellikle menopoz sonrası hastalarda dikkatli olunmalıdır.

Rahim alma ameliyatı yalnızca sarkomu dışlamak amacıyla çoğu hastada önerilmez. Çünkü sarkom çok nadirdir ve gereksiz büyük ameliyatların riskleri daha yüksektir.

Ancak MR veya biyopsi sonuçları kuvvetli şekilde sarkomu düşündürüyorsa rahim alma ameliyatı gündeme gelebilir.

Belirti vermeyen miyomlarda genellikle düzenli takip yeterlidir. Yıllık muayene ve gerektiğinde ultrason yapılabilir.

İlaç tedavisine rağmen büyümeye devam eden veya beklenmedik şekilde kötüleşen hastalarda yeniden değerlendirme yapılmalıdır. Çünkü nadiren de olsa altta kötü huylu bir hastalık olabilir.

Miyomların büyük çoğunluğu kansere dönüşmez. Günümüzde genel kabul, rahim sarkomlarının çoğunun miyomlardan değil, bağımsız olarak ortaya çıktığı yönündedir.

Sadece çok nadir bazı özel miyom tiplerinde kötü huylu dönüşüm olabileceği düşünülmektedir.

Vajene Doğmuş Myom

Rahim miyomları rahim kas tabakasından gelişen iyi huylu tümörlerdir. Rahmin içinde, duvarında veya dış yüzeyinde yerleşebilirler. Rahim boşluğuna doğru büyüyen saplı miyomlara submukozal miyom denir. Bazı durumlarda rahim kasılmaları bu miyomu rahim ağzından aşağı doğru itebilir ve miyom vajene doğru sarkabilir. Bu duruma prolabe miyom yani vajene sarkan miyom adı verilir.

Rahim ağzından dışarı sarkan miyomlar genellikle vajinal yoldan çıkarılabilir.

Rahim duvarı içindeki veya rahim dış yüzeyindeki miyomların vajinal yoldan çıkarılması nadir uygulanan bir yöntemdir ve enfeksiyon riski daha yüksek olabilir.

Rahim miyomları kadınlarda en sık görülen pelvik tümörlerdir. Submukozal miyomlar tüm miyomların yaklaşık yüzde 15 ila 20’sini oluşturur. Bunların yalnızca bir kısmı rahim ağzından dışarı sarkar.

Rahim ağzından sarkan miyomlar nadir görülür ancak çok da istisnai değildir.

Rahim ağzından sarkan miyomlar vajinal kanama, akıntı, kasık ağrısı veya baskı hissi ile ortaya çıkabilir.

Bazı hastalarda ise hiçbir belirti olmayabilir ve muayene sırasında tesadüfen fark edilir.

Bu miyomlar yoğun adet kanaması, sulu vajinal akıntı, kramp tarzında ağrı, vajinal baskı hissi ve idrar yapmada zorluk gibi belirtiler yapabilir.

Miyom rahim ağzından geçerken rahimde güçlü kasılmalar olabilir ve bu süreç oldukça ağrılı olabilir.

Nadiren ciddi miktarda kanama gelişebilir.

Submukozal miyomların genel belirtileri arasında yoğun adet kanaması, ağrılı adet ve kısırlık da bulunur.

Muayenede rahim ağzından dışarı doğru çıkan yuvarlak bir kitle görülebilir.

Bazı hastalar başlangıçta şikayet tarif etmese de ayrıntılı sorgulamada yoğun kanama, kramp veya akıntı öyküsü bulunabilir.

Tanı için jinekolojik muayene çok önemlidir. Muayene sırasında kitlenin büyüklüğü, yapısı ve sapı değerlendirilir.

Sarkan miyomlar genellikle daha sert yapıdadır. Rahim ağzı veya rahim içi polipleri ise daha yumuşak olabilir.

Rahim içinden gelen sarkan miyom veya poliplerde genellikle bir sap hissedilir. Rahim ağzı polipleri ise doğrudan rahim ağzından kaynaklanır.

Sadece muayene ile miyom ve polip ayrımı her zaman yapılamaz. Kesin tanı patolojik inceleme ile konur.

Rahim içinden gelen ve geniş tabanlı, düzensiz görünümlü bir kitle sarkom yani kötü huylu tümör açısından şüphe uyandırabilir.

Ameliyat öncesi görüntüleme her zaman şart değildir ancak başka miyomların olup olmadığını görmek açısından faydalı olabilir.

Ultrason genellikle ilk tercih edilen görüntüleme yöntemidir.

MR görüntüleme miyomun rahme bağlandığı yerin büyüklüğünü ve yerini daha iyi gösterebilir.

Bazı MR görüntülerinde miyom sapındaki ince çizgisel yapılar brokoli görüntüsüne benzetilmiştir ve bu durum sarkan miyom tanısında yardımcı olabilir.

Genellikle miyom veya polip olduğu düşünülen kitleler tamamen çıkarılır ve tanı daha sonra patolojik inceleme ile doğrulanır.

Eğer kitlenin görünümü miyom veya polipe benzemiyorsa ameliyat öncesinde biyopsi yapılabilir.

Sarkan miyomların ayırıcı tanısında rahim ağzı polibi, rahim içi polip, sarkom ve nadiren adenomyozis gibi hastalıklar bulunur.

Sarkan miyomlar genellikle çıkarılır. Çünkü zamanla çoğu hastada belirti gelişir ve enfeksiyon riski oluşabilir.

Bu işlem çoğu zaman vajinal miyomektomi adı verilen yöntemle yapılır.

Küçük miyomlar bazen poliklinik şartlarında çıkarılabilir. Daha büyük veya zor yerleşimli miyomlar ise ameliyathanede alınır.

Hastaya işlem öncesinde miyomun tamamen çıkarılamama ihtimali ve gerekirse ek ameliyat gerekebileceği anlatılır.

4 santimetreden büyük miyomlar, sapı görülemeyen miyomlar veya geniş tabanlı kitleler genellikle ameliyathanede çıkarılır.

Küçük saplı miyomlar bazen lokal anestezi ile alınabilir.

Bazı küçük miyomlar anestezi gerektirmeden bile çıkarılabilir.

Çürümüş veya enfekte görünen miyomlarda ameliyat sırasında koruyucu antibiyotik verilebilir.

İşlem sırasında miyom özel aletlerle tutulur ve dikkatlice aşağı çekilir. Fazla çekmek rahmin ters dönmesine yani uterin inversiyona neden olabileceği için dikkatli olunmalıdır.

Kanamayı azaltmak için bazen vazopressin adı verilen ilaç kullanılır.

Eğer miyomun sapı tamamen görülebiliyorsa sap bağlanarak miyom kesilip çıkarılır.

Geniş tabanlı veya rahim ağzı içinde kalan miyomlarda rahim ağzına küçük kesiler yapılabilir. Bu sayede miyom aşağı doğru çıkarılır ve parçalanarak alınabilir.

Bu işlem sırasında rahim damarlarının zarar görmemesi için dikkatli çalışılması gerekir.

Bazı cerrahlar miyom çıkarıldıktan sonra histeroskopi yaparak rahim içini kontrol eder ve başka miyom olup olmadığını değerlendirir.

Sarkan miyom ameliyatlarında ciddi komplikasyonlar nadirdir.

En önemli komplikasyon aşırı kanamadır. Bu durumda tampon, balon uygulaması veya dikiş kullanılabilir.

Kanama devam ederse histeroskopi ile kanayan alan yakılabilir.

Fazla çekmeye bağlı rahmin ters dönmesi nadir ama ciddi bir komplikasyondur.

Enfeksiyon teorik olarak mümkün olsa da büyük çalışmalarda oldukça nadir bildirilmiştir.

İşlem çoğu hastada başarılı olur.

Nadiren miyomun sapına ulaşılamadığı için işlem tamamlanamayabilir.

Uzun dönem takipte bazı hastalarda yeniden miyom gelişebilir veya tekrar ameliyat gerekebilir ancak bu durum sık değildir.

İşlem sonrasında birkaç gün kramp ve hafif vajinal lekelenme olabilir.

Şiddetli kanama, kötü kokulu akıntı veya ateş gelişirse doktora başvurulmalıdır.

Gebelik sırasında sarkan miyom çok nadir görülür. Gebelikte ancak ciddi kanama, enfeksiyon, ağrı veya idrar yapamama gibi durumlar varsa ameliyat düşünülür.

Kapalı Myom Ameliyatı (Laparoskopik Myomektomi)

Rahim miyomları kadınlarda en sık görülen iyi huylu pelvik tümörlerdir. Tedavi gerektiren hastalarda ilaç tedavileri, girişimsel yöntemler ve cerrahi seçenekler kullanılabilir. Tedavi seçimi miyomun yeri, büyüklüğü, sayısı, hastanın şikayetleri, çocuk isteği ve cerrahın deneyimine göre belirlenir.

Miyomektomi, miyomların çıkarılıp rahmin korunması işlemidir. Açık ameliyat, laparoskopik cerrahi, histeroskopik yöntem veya vajinal yol ile yapılabilir.

Laparoskopik miyomektomi en sık, çocuk sahibi olmak isteyen veya rahmini korumak isteyen hastalarda uygulanır. Özellikle rahim duvarı içindeki veya rahim dış yüzeyindeki belirti veren miyomlarda tercih edilir.

Hangi hastaların laparoskopik ameliyat için uygun olduğu miyomların sayısına, büyüklüğüne ve yerleşimine göre değerlendirilir. Cerrahın laparoskopik dikiş deneyimi de önemlidir.

Bazı hastalarda ameliyat öncesi kullanılan GnRH agonisti ilaçlar rahmi küçülterek laparoskopik ameliyatı kolaylaştırabilir. Ancak bu ilaçlar miyom ile normal rahim dokusu arasındaki sınırı bozabilir ve bazı miyomların ameliyat sırasında fark edilmesini zorlaştırabilir.

Rahmin korunmasının uygun olmadığı veya laparoskopik ameliyatın riskli olduğu hastalarda bu yöntem tercih edilmez. Rahim veya rahim ağzı kanseri olan kişiler buna örnek olabilir.

Ameliyat öncesinde hastaya diğer tedavi seçenekleri ayrıntılı olarak anlatılır. Bunlar ilaç tedavileri, embolizasyon, histerektomi veya diğer cerrahi yöntemler olabilir.

Hastaya ameliyat sırasında açık ameliyata geçme, beklenmedik şekilde rahmin alınması, miyomların tekrar etmesi ve gelecekteki gebeliklerle ilgili olası riskler hakkında bilgi verilmelidir.

Laparoskopik ameliyatlarda miyomların parçalanarak çıkarılması yani morselasyon yöntemi kullanılabilir. Ancak nadiren fark edilmemiş kötü huylu bir tümör varsa bunun karın içine yayılma riski olabilir. Bu nedenle morselasyonun yararları ve riskleri hastayla ayrıntılı şekilde konuşulmalıdır.

Laparoskopik miyomektomi planlanan hastalarda görüntüleme yapılması önemlidir. Ultrason genellikle ilk inceleme yöntemidir.

MR görüntüleme miyomların sayısını, boyutunu ve yerleşimini daha ayrıntılı gösterir. Bu durum ameliyat planlamasını kolaylaştırır ve ameliyat sırasında gözden kaçabilecek miyomların saptanmasına yardımcı olur.

MR ayrıca adenomyozis gibi miyomları taklit eden hastalıkların tanısında da faydalıdır.

Rahim sarkomu şüphesi varsa MR özellikle önemlidir.

Laparoskopik miyomektomide bazen önemli miktarda kanama olabilir. Bu nedenle ameliyat sırasında kanamayı azaltmaya yönelik yöntemler kullanılır.

Vazopressin, traneksamik asit ve bazı hormon ilaçları kanamayı azaltmak için kullanılabilir.

Bazı merkezlerde ameliyat sırasında hastanın kendi kanının toplanıp tekrar verilmesi gibi yöntemler de uygulanabilir.

Koruyucu antibiyotik kullanımı merkezler arasında farklılık gösterebilir. Bazı cerrahlar tüm hastalara antibiyotik verirken bazıları yalnızca riskli hastalarda kullanır.

Rahim boşluğuna girilmesi beklenen hastalarda, uzun sürecek ameliyatlarda veya obezite ve diyabet gibi ek hastalıkları olan kişilerde antibiyotik daha sık tercih edilir.

Uzun süren laparoskopik ameliyatlarda toplardamar içinde pıhtı oluşumunu önlemek için özel bacak cihazları kullanılabilir.

Laparoskopik miyomektomi genel anestezi altında yapılır.

Ameliyat sırasında yerleştirilecek giriş deliklerinin yeri miyomların büyüklüğüne ve yerleşimine göre planlanır.

Karın içine kamera yerleştirildikten sonra pelvis ve karın değerlendirilir. Yoğun yapışıklık veya beklenmeyen başka bir durum varsa açık ameliyata geçilebilir.

Cerrahın rahat dikiş atabilmesi için karında birkaç farklı noktadan ek girişler yapılır.

Miyomun üzerindeki rahim dokusuna genellikle vazopressin enjekte edilir. Bu işlem kanamayı azaltmaya yardımcı olur.

Rahim üzerinde yapılan kesi çoğu zaman yatay şekilde planlanır çünkü bu yöntem laparoskopik dikişi kolaylaştırır.

Miyom rahim dokusundan dikkatlice ayrılır. Bu işlem sırasında hem künt hem kesici cerrahi teknikler kullanılabilir.

Kanayan damarlar kontrollü şekilde yakılır ancak fazla enerji kullanılması rahim dokusunun kanlanmasını bozabileceği için dikkatli olunmalıdır.

Büyük miyomlar mevcut giriş deliklerinden çıkarılamıyorsa parçalanarak çıkarılabilir. Bunun için özel cihazlar kullanılır.

Miyom çıkarıldıktan sonra rahimde oluşan boşluk birden fazla kat halinde kapatılır. Bu işlem gelecekteki gebelikler açısından çok önemlidir.

Birçok cerrah günümüzde kendiliğinden kilitlenen barbed sütür adı verilen özel dikiş materyallerini kullanmaktadır.

Bu özel dikişler ameliyat süresini kısaltabilir ve kan kaybını azaltabilir.

Rahim boşluğuna girildiği bazen doku renginden anlaşılır. Bazı cerrahlar bunu görmek için rahim içine mavi boya verebilir.

Rahim üzerindeki tüm katmanların dikkatli şekilde kapatılması önemlidir. Çünkü rahim duvarının sağlam iyileşmesi gelecekteki gebeliklerde rahim yırtılması riskini azaltır.

Ameliyat sonunda karın içi yıkanır ve yapışıklık oluşumunu azaltmaya yönelik bazı koruyucu yöntemler uygulanabilir.

Laparoskopik miyomektomi uygun hastalarda açık ameliyata göre daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve daha düşük komplikasyon oranları sağlar.

Ancak büyük miyomlar, çok sayıda miyom veya rahim bağları arasında yerleşen miyomlar komplikasyon riskini artırabilir.

Kanama ve kan transfüzyonu ihtiyacı oranları çalışmalarda değişken bulunmuştur.

Ameliyat sonrası ilk 24 ila 48 saatte hafif ateş görülebilir ve bu durum çoğu zaman ameliyata bağlı normal iltihabi yanıttan kaynaklanır.

Bağırsak veya mesane yaralanması nadir görülen komplikasyonlardır.

Bazı ameliyatlarda kontrol edilemeyen kanama veya beklenmeyen sorunlar nedeniyle rahmin alınması gerekebilir.

Yoğun yapışıklık veya ameliyat sırasında gelişen komplikasyonlar nedeniyle açık ameliyata geçilmesi gerekebilir.

Miyomektomi sonrasında karın içinde yapışıklık gelişebilir. Ancak laparoskopik yöntem açık ameliyata göre daha az yapışıklık oluşturabilir.

Laparoskopik miyomektomi çoğu zaman günübirlik yapılır veya hastanede bir gece kalış yeterlidir.

Rahim duvarında belirgin kesi yapılan hastalarda gebelik planlamadan önce genellikle üç ila altı ay beklenmesi önerilir.

Ameliyat sonrası gebelik oluşmasında sorun yaşayan hastalarda rahim filmi ile rahim boşluğu ve tüpler değerlendirilebilir.

Miyomektomi sonrasında gebelik kaybı riski konusunda veriler net değildir. Risk; miyomun sayısına, büyüklüğüne, yerleşimine ve hastanın yaşına göre değişebilir.

Laparoskopik veya açık miyomektomi sonrasında gelecekteki gebeliklerde rahim yırtılması riski artabilir. Bu nedenle birçok uzman doğumu sezaryen ile planlamayı tercih eder.

Rahim duvarının yetersiz kapatılması, aşırı enerji kullanılması veya rahim içinde kan birikmesi rahim iyileşmesini bozabilir ve yırtılma riskini artırabilir.

Bu nedenle laparoskopik miyomektomide açık ameliyattaki çok katlı kapatma prensiplerine uyulması önemlidir.

Çalışmalarda rahim yırtılması oldukça nadir bildirilmiştir. Ancak çoğu olguda rahim duvarının yeterince çok katlı kapatılmadığı görülmüştür.

Laparoskopik miyomektomi sonrasında çoğu hastada yaşam kalitesi ve belirtiler belirgin düzelir.

Bununla birlikte yıllar içinde yeni miyomlar gelişebilir. Bazı çalışmalarda beş yıl sonra hastaların yarısından fazlasında yeniden miyom saptanmıştır.

Ancak tekrar ameliyat gereksinimi bu oranlardan daha düşüktür.

Robotik cerrahi laparoskopik miyomektominin bir başka şeklidir. Dikiş atmayı kolaylaştırabilir ancak ameliyat süresi ve maliyet genellikle daha yüksektir.

Tek delikten yapılan laparoskopik ameliyatlar da geliştirilmiştir ancak bunlarla ilgili veriler henüz sınırlıdır.

Radyofrekans ablasyon yöntemi miyom dokusunu ısı ile küçültmeyi amaçlayan minimal invaziv bir tedavidir.

Bu yöntemde ultrason eşliğinde miyom içine özel iğneler yerleştirilir ve yüksek ısı ile miyom dokusunda kontrollü hasar oluşturulur.

Zaman içinde miyom küçülür ve belirtiler azalır.

Bazı çalışmalarda bir yıl sonunda miyom hacminde yaklaşık yüzde 66 küçülme bildirilmiştir.

Radyofrekans ablasyon sonrası enfeksiyon, bağırsak yaralanması veya rahim delinmesi gibi komplikasyonlar nadir de olsa görülebilir.

Gebelik isteyen hastalarda radyofrekans ablasyon dikkatli değerlendirilmelidir çünkü gebelik sonuçları ile ilgili bilgiler henüz sınırlıdır.

Histeroskopik Myomektomi

Rahim iç boşluğuna doğru büyüyen miyomlara submukozal miyom denir. Bunlar tüm miyomların yaklaşık yüzde 15 ila 20’sini oluşturur.

Geçmişte bu miyomların tedavisinde açık ameliyat veya rahmin alınması uygulanırdı. Günümüzde ise çoğu hastada histeroskopik miyomektomi adı verilen kapalı yöntem tercih edilmektedir.

Histeroskopik miyomektomi rahim ağzından girilerek yapılan minimal invaziv bir ameliyattır. Karında kesi yapılmaz.

Bu yöntem özellikle rahim boşluğu içine uzanan miyomların tedavisinde tercih edilir.

İşlemin başarısı cerrahın deneyimine, kullanılan cihazlara, miyomun büyüklüğüne ve rahim duvarı içine ne kadar gömülü olduğuna bağlıdır.

Histeroskopik miyomektomi için uygun hastalarda belirti veren miyom bulunmalıdır. Ayrıca miyomun rahim ağzından girilen yöntemle çıkarılabilecek yapıda olması gerekir.

Rahim içinde başka büyük miyomlar varsa veya rahim dışında farklı hastalıklar bulunuyorsa yalnızca histeroskopik işlem yeterli olmayabilir.

Uygun hastalarda histeroskopik miyomektomi açık ameliyata göre birçok avantaj sağlar. Genellikle günübirlik yapılır, iyileşme hızlıdır ve ağrı daha az olur.

Hastalar çoğu zaman kısa sürede işine, günlük aktivitelerine ve sosyal yaşamına dönebilir.

Rahim duvarında belirgin kesi oluşmadığı için gelecekteki gebeliklerde sezaryen gereksinimi daha düşük olabilir.

Histeroskopik miyomektominin en sık yapılma nedeni anormal rahim kanamasıdır.

Ayrıca tekrarlayan gebelik kayıpları ve kısırlık tedavisinde de kullanılabilir.

Bazı hastalarda ağrılı adet görme, yoğun vajinal akıntı veya menopoz sonrası kanama gibi durumlarda da uygulanabilir.

Rahim ağzı veya rahim kanseri olan hastalarda histeroskopik cerrahi uygulanmaz. Aktif enfeksiyon veya gebelik durumunda da yapılmaz.

Kalp hastalığı veya kanama bozukluğu gibi bazı ek hastalıklar cerrahi açısından risk oluşturabilir ancak histeroskopik işlem minimal invaziv olduğu için çoğu zaman uygulanabilir.

Histeroskopik miyomektomi yalnızca rahim boşluğuna uzanan miyomlarda uygulanır. Rahim duvarı içine derin yerleşen büyük miyomların çıkarılması daha zor olabilir.

Rahim duvarı içine ne kadar uzandığına göre miyomlar sınıflandırılır.

Tip 0 miyom tamamen rahim boşluğu içindedir.

Tip 1 miyom rahim duvarına yüzde 50’den az gömülüdür.

Tip 2 miyom ise rahim duvarı içine yüzde 50 veya daha fazla gömülüdür.

Tip 0 miyomların tamamen çıkarılma oranı çok yüksektir. Tip 2 miyomlarda ise işlem daha zor olabilir ve tam çıkarılma oranı daha düşüktür.

Rahim duvarına daha derin gömülü miyomlarda ameliyat sırasında kullanılan sıvının damar içine geçme riski de artar.

Bazı gelişmiş sınıflama sistemleri miyomun büyüklüğü, yerleşimi ve rahim içindeki yayılımını birlikte değerlendirir. Bu sayede işlemin tek seansta yapılıp yapılamayacağı daha iyi tahmin edilir.

Düşük puanlı miyomlarda ameliyat genellikle tek seansta başarılı şekilde tamamlanabilir.

Yüksek puanlı veya karmaşık miyomlarda ise iki aşamalı ameliyat gerekebilir.

Rahim duvarı içine yüzde 50’den fazla gömülü miyomların histeroskopik çıkarılması ileri cerrahi deneyim gerektirir. Bazı hastalarda laparoskopik veya açık ameliyat daha uygun olabilir.

Büyük miyomların histeroskopik çıkarılması sırasında komplikasyon riski artabilir veya işlem tam tamamlanamayabilir.

3 santimetreden büyük miyomlarda yeniden ameliyat gereksinimi daha yüksek bulunmuştur.

Birden fazla miyomu olan veya rahim dışında başka miyomları bulunan hastalarda sadece rahim içindeki miyomların alınması tüm şikayetleri düzeltmeyebilir.

Karında baskı hissi, şişlik veya sık idrara çıkma gibi büyük miyom belirtileri olan hastalar yalnızca histeroskopik işlemden yeterli fayda görmeyebilir.

Buna karşılık esas şikayeti yoğun kanama veya tekrarlayan gebelik kaybı olan hastalarda rahim içindeki miyomun alınması belirgin fayda sağlayabilir.

Bazı hastalarda adenomyozis ve miyom birlikte bulunabilir. Yaygın adenomyozis varsa histeroskopik miyomektomi tüm belirtileri tamamen düzeltmeyebilir.

Bu hastalarda hormonlu spiral veya ilaç tedavileri ile birlikte cerrahi planlanabilir.

Rahim içindeki kitlenin her zaman miyom olmadığı unutulmamalıdır. Polip, adenomyozis, düşük sonrası kalan parçalar veya nadiren kötü huylu tümörler de benzer görünüm verebilir.

Ameliyat öncesinde hastaya diğer tedavi seçenekleri anlatılmalıdır. Ayrıca miyomların tekrar edebileceği veya ikinci bir ameliyat gerekebileceği bilgisi verilmelidir.

Büyük, geniş tabanlı veya rahim duvarına gömülü miyomlarda ikinci işlem gerekebileceği ameliyat öncesi konuşulmalıdır.

Ameliyat öncesi ayrıntılı öykü alınır ve şikayetlerin yaşam kalitesini ne kadar etkilediği değerlendirilir.

Rahim ve rahim ağzı ultrason, histeroskopi veya diğer görüntüleme yöntemleri ile değerlendirilir.

Üç boyutlu serumlu ultrason yani saline infusion sonografi rahim içi miyomların değerlendirilmesinde çok faydalıdır.

MR görüntüleme miyomun yerleşimini ayrıntılı gösterebilir ancak her hastada rutin gerekli değildir.

Anormal kanaması olan ve rahim kanseri açısından risk taşıyan hastalarda ameliyat öncesi biyopsi yapılmalıdır.

Yoğun kanaması olan hastalarda kansızlık gelişmiş olabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi kan değerleri kontrol edilir.

Bazı cerrahlar büyük miyomlarda GnRH agonisti kullanarak miyomu küçültmeyi tercih eder. Ancak bu ilaçlar sıcak basması yapabilir ve ameliyat sırasında miyomun sınırlarını seçmeyi zorlaştırabilir.

Vazopressin adı verilen ilaç ameliyat sırasında kanamayı azaltmak için rahim ağzına enjekte edilebilir.

Ancak yanlışlıkla damar içine verilirse ciddi tansiyon ve kalp sorunlarına yol açabileceği için dikkatli kullanılmalıdır.

Bazı hastalarda rahim ağzını genişletmek için ameliyat öncesi ilaç veya laminaria kullanılabilir.

Histeroskopik işlemlerde genellikle koruyucu antibiyotik gerekmez.

Pıhtı önleyici tedavi çoğu hastada gerekli değildir.

Ameliyat sırasında rahim içine sıvı verilerek rahim boşluğu genişletilir ve görüntü sağlanır.

Kullanılan sıvının damar içine aşırı geçmesi ciddi sorunlara yol açabileceği için ameliyat boyunca sıvı dengesi dikkatle takip edilir.

Aşırı sıvı emilimi kandaki sodyum düzeyinin düşmesine, akciğer ödemine veya kalp problemlerine yol açabilir.

Günümüzde otomatik sıvı takip sistemleri bu riskleri azaltmak için yaygın olarak kullanılmaktadır.

Histeroskopik miyomektomide en klasik yöntem tel halka yani wire loop kullanılan rezektoskop tekniğidir.

Bu yöntemde miyom küçük parçalar halinde kesilerek çıkarılır.

Yeni geliştirilen morcellasyon sistemleri miyomu keserken aynı anda parçaları dışarı çekebilir. Böylece görüntü daha net kalabilir ve işlem süresi kısalabilir.

Morcellasyon sistemlerinin dezavantajı bazı modellerde kanayan damarları yakma özelliğinin olmamasıdır.

Bazı ileri sistemler ise aynı anda hem kesme hem kanama kontrolü yapabilmektedir.

İşlem sırasında çıkarılan dokular mutlaka patolojik incelemeye gönderilir.

Miyom çıkarılırken aşırı çekme yapılması rahim delinmesine veya çevre organ yaralanmalarına yol açabilir.

Kanama gelişirse kanayan alan tekrar histeroskop ile değerlendirilir ve yakma işlemi yapılabilir.

Bazı miyomlarda ikinci ameliyat gerekebilir. Bunun en sık nedeni ameliyat sırasında güvenli sıvı sınırına ulaşılmasıdır.

İkinci işlem genellikle iki ila dört ay sonra planlanır.

Aynı seansta rahim içi polipler de çıkarılabilir.

Gebelikte Myomlar

Gebelikte miyomlar genellikle ciddi sorun oluşturmaz. Ancak bazı hastalarda ağrı, baskı hissi veya vajinal kanama yapabilir. Gebelikte miyoma bağlı en sık sorun ağrıdır. Çoğu gebe miyom nedeniyle komplikasyon yaşamaz, fakat büyük, çok sayıda, plasentaya yakın veya 5 cm’den büyük miyomlarda bazı gebelik sorunlarının riski artabilir.

Gebelikte miyom görülme sıklığı çalışmalara göre değişir. Anne yaşı arttıkça miyom görülme olasılığı da artar.

Miyomlar gebelikte her zaman büyümez. Bazıları özellikle ilk üç ayda büyüyebilir, bazıları aynı kalabilir, bazıları ise küçülebilir.

Doğumdan sonraki üç ila altı ay içinde, gebelikte saptanan miyomların büyük kısmı küçülme eğilimi gösterir.

Gebelikte miyomların çoğu belirti vermez. Belirti olursa en sık ağrı, kasıkta baskı hissi ve vajinal kanama görülür.

Ağrı özellikle büyük miyomlarda daha sık görülür. Bazı hastalarda ağrı nedeniyle hastaneye yatış gerekebilir.

Miyom ağrısı genellikle gebeliğin geç birinci veya erken ikinci trimesterinde ortaya çıkar. Bu dönem miyomların büyüme ve dejenerasyon eğiliminin daha fazla olduğu dönemdir.

Dejenerasyon, miyomun kanlanmasının yetersiz kalması sonucu miyom dokusunun bozulmasıdır. Bu durumda ağrı, hafif ateş, bulantı ve hassasiyet görülebilir.

Saplı miyomlarda nadiren torsiyon yani kendi etrafında dönme gelişebilir. Bu durum da şiddetli ağrıya neden olabilir.

Gebelikte miyoma bağlı kanama erken dönemde plasentanın miyoma yakın yerleşmesiyle veya ilerleyen haftalarda plasenta ayrılmasıyla ilişkili olabilir.

Miyomlar bazı gebeliklerde erken doğum eylemi ve erken doğum riskini bir miktar artırabilir. Bu risk özellikle çok sayıda miyomu olanlarda, plasentaya yakın miyomlarda ve 5 cm’den büyük miyomlarda daha belirgin olabilir.

Sadece miyom varlığı, rahim ağzı uzunluğunun rutin olarak takip edilmesi için tek başına yeterli neden kabul edilmez.

Miyomlar plasenta dekolmanı riskini artırabilir. Özellikle plasentanın arkasında bulunan miyomlar ve büyük miyomlar bu açıdan daha riskli olabilir.

Rahim boşluğunu bozan veya alt segmentte bulunan büyük miyomlar bebeğin ters veya yan durmasına neden olabilir. Bu durumda makat geliş veya diğer duruş bozuklukları daha sık görülebilir.

Miyomlar plasenta previa riskini de artırabilir. Bu risk özellikle 5 cm’den büyük miyomlarda daha belirgin olabilir.

Miyomlar rahim kasılmalarının düzenini etkileyebilir. Bu nedenle bazı hastalarda doğum eylemi ilerlemeyebilir ve sezaryen ihtiyacı artabilir.

Miyomu olan gebelerde sezaryen oranı daha yüksek bulunmuştur. Bunun nedeni bebeğin duruş bozukluğu, doğum kanalının tıkanması, doğum eyleminin ilerlememesi veya plasenta sorunları olabilir.

Miyomlar doğum sonrası kanama riskini artırabilir. Özellikle büyük miyomlar, alt segment miyomları, plasentanın arkasındaki miyomlar ve sezaryen doğum bu riski artırabilir.

Miyomlar rahmin doğumdan sonra yeterince kasılmasını zorlaştırarak rahim gevşekliğine ve kanamaya katkıda bulunabilir.

Miyomlara bağlı bebekte şekil bozukluğu çok nadirdir. Çok büyük ve rahim boşluğunu belirgin daraltan miyomlarda nadiren basıya bağlı sorunlar bildirilmiştir.

Miyomlar bazı prenatal tarama testlerinde nadiren kafa karışıklığına yol açabilir. Özellikle anne kanındaki serbest DNA testlerinde belirsiz veya yalancı pozitif sonuçlara katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

Miyomların düşük riskini artırıp artırmadığı net değildir. Daha yeni ve daha iyi düzenlenmiş çalışmalarda yaş faktörü dikkate alındığında miyomların düşük riskini belirgin artırmadığı gösterilmiştir.

Miyomların erken membran rüptürü yani suların erken gelmesi ile ilişkisi de net değildir. Çalışmaların sonuçları çelişkilidir.

Miyomların bebeğin gelişme geriliği üzerine etkisi genellikle yoktur veya çok azdır. Ancak çok büyük miyomlarda bu konuda daha dikkatli takip gerekebilir.

Miyomu olan gebelerde anne karnında bebek ölümü riskinin belirgin arttığı gösterilmemiştir.

Miyom ağrısında ilk tercih genellikle parasetamoldür. Hafif ve orta şiddette ağrıda çoğu zaman yeterli olur.

Daha şiddetli ağrılarda kısa süreli opioid ağrı kesiciler veya kısa süreli nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar kullanılabilir. Ancak bu ilaçlar gebelik haftasına göre dikkatli seçilmelidir.

Nonsteroid ilaçlar mümkünse kısa süreli kullanılmalıdır ve özellikle 32. gebelik haftasından sonra dikkatli olunmalıdır. Çünkü bebeğin dolaşımı ve amniyon sıvısı üzerinde olumsuz etkileri olabilir.

Miyoma bağlı ağrı tek başına acil ameliyat nedeni değildir. Ancak ağrı ilaçlarla kontrol edilemiyorsa çok seçilmiş durumlarda cerrahi düşünülebilir.

Gebelik öncesi miyom ameliyatı kararı hastaya özel verilmelidir. Hastanın yaşı, şikayetleri, gebelik öyküsü, miyomun büyüklüğü ve yerleşimi birlikte değerlendirilir.

Gebelik sırasında sarkan miyomların çıkarılması genellikle önerilmez. Ancak ciddi kanama, enfeksiyon, kontrol edilemeyen ağrı veya idrar yapamama varsa çıkarılması düşünülebilir.

Gebelik sırasında karından miyom ameliyatı genellikle yapılmaz. Çünkü kanama kontrolü zor olabilir ve nadiren rahmin alınması gerekebilir. Bu nedenle yalnızca çok istisnai durumlarda düşünülür.

Gebelikte saplı miyomun alınması, rahim duvarı içindeki miyomların çıkarılmasına göre daha az risklidir.

Sezaryen sırasında miyom alınması bazı durumlarda gerekebilir. Özellikle rahim kesisi kapatılamıyorsa miyom çıkarılması zorunlu olabilir. Ancak çoğu durumda sezaryen sırasında miyom alınmasından kaçınılır.

Sezaryen sırasında miyom alınması kan kaybını artırabilir, kan transfüzyonu ihtiyacını yükseltebilir ve hastanede kalış süresini uzatabilir.

Daha önce rahim kasına derin kesi yapılan miyom ameliyatı geçirmemiş hastalarda çoğu zaman normal doğum denenebilir. Sezaryen standart obstetrik nedenler varsa yapılır.

Büyük rahim ağzı miyomları veya alt segmentte bebeğin inişini engelleyen miyomlar varsa planlı sezaryen düşünülebilir.

Daha önce geniş miyom ameliyatı geçiren hastalarda doğum şekli ameliyatın ayrıntılarına göre belirlenir. Rahim duvarı derin kesilmiş ve yeniden yapılandırılmışsa doğumdan önce planlı sezaryen önerilebilir.

Daha sınırlı miyom ameliyatı geçirmiş ve rahim duvarı belirgin zarar görmemiş hastalarda uygun koşullarda normal doğum denenebilir. Bu durumda doğum sırasında yakın takip gerekir.

Miyomektomi sonrası gebelikte rahim yırtılması nadirdir ancak ciddi bir komplikasyondur. Mevcut verilerde risk yaklaşık yüzde 1 civarında bildirilmiştir.

Daha önce histeroskopik submukozal miyom çıkarılması geçiren hastalarda plasenta yapışma bozukluğu riski düşük olsa da tamamen yok değildir. Bu nedenle gebeliğin ikinci veya üçüncü trimesterinde plasenta değerlendirmesi yapılabilir.

Sezaryen sırasında büyük, plasentanın arkasında veya alt segmentte yerleşen miyomlar varsa kanama riski artabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi kan hazırlığı ve cerrahi planlama önemlidir.

Bazı hastalarda sezaryen kesisi miyomlardan kaçınacak şekilde planlanmalıdır. Büyük alt segment miyomlarında farklı rahim kesileri gerekebilir.