Kolposkopi İzmir
Kolposkopi İzmir
- Kolposkopiyi Kim Buldu? Hayat Kurtaran Yöntemin Arkasındaki Tartışmalı Bilimsel Gerçek
- Asetik Asit: Kolposkopide Devrim Yaratan Keşif
- Schiller Testi
- Normal Bir Rahim Ağzında Kolposkopi
- Lökoplaki Nedir?
- Asetowhite Epitel Nedir?
- Puktuasyon ve Mozaik
- Düşük Dereceli Lezyonlarda Kolposkopi
- Yüksek Dereceli Lezyonlarda Kolposkopi
- Rahim Ağzı Kanserinde Kolposkopi
- Vulvar Kolposkopi
Kolposkopiyi Kim Buldu? Hayat Kurtaran Yöntemin Arkasındaki Tartışmalı Bilimsel Gerçek
Kolposkopi ilk kez 1925 yılında Alman Kadın Doğumcu Prof. Dr. Hans Hinselmann tarafından tanımlanmıştır. Hinselmann, rahim ağzı kanserinin daha erken tanınabilmesi amacıyla mevcut büyütmeli optik sistemleri bir ışık kaynağı ile birleştirerek yeni bir cihaz geliştirmiştir. “Kolposkop” adını verdiği bu cihaz sayesinde vulva, vajina ve rahim ağzı ilk kez yüksek büyütme altında ayrıntılı olarak incelenebilmiştir.
Kolposkopun geliştirilmesi, rahim ağzı kanserinin erken evrelerinin ve rahim ağzı dokusunda değişikliklerin daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır. Böylece yalnızca rahim ağzı kanserinin, henüz kansere dönüşmemiş öncü lezyonların da tanınması mümkün hale gelmiştir. Günümüzde kolposkopi, servikal kanser önleme programlarının en önemli aracı kolposkopidir
Hans Hinselmann, kolposkopinin gelecekte dünya çapında kabul gören bir yöntem haline geleceğini öngörememişti. Ancak geliştirdiği cihaz zamanla yalnızca bir optik alet olmaktan çıkmış, servikal hastalıkların değerlendirilmesinde kullanılan uluslararası bir tanı yöntemi haline gelmiştir.
Kolposkopinin tarihi aynı zamanda tıp etiği açısından da dikkat çekici tartışmalar içermektedir. Son yıllarda yayımlanan tarihsel araştırmalar, Hinselmann’ın Nazi Almanyası dönemindeki faaliyetlerini yeniden gündeme getirmiştir. Özellikle araştırmacı Ruth Jolanda Weinberger tarafından yayımlanan çalışmalar, Hinselmann’ın Auschwitz toplama kampında kadın mahkumlar üzerinde gerçekleştirilen bazı araştırmalarla dolaylı bağlantıları olabileceğini öne sürmüştür.
Daha sonra Fransız araştırmacı Bruno Halioua’nın çalışmaları ve Auschwitz’de tutuklu bulunan Fransız hekim Adélaide Hautval’ın tanıklıkları, savaş döneminde kadın mahkumlar üzerinde yürütülen bazı tıbbi uygulamaların ayrıntılarının ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur. Bu çalışmalar sonucunda Alman tıp camiasında Hinselmann’ın rolü yeniden değerlendirilmiş ve Alman Jinekoloji ve Obstetrik Derneği, geçmişteki onursal üyesi olan Hans Hinselmann ile arasına resmî mesafe koymuştur.
Kolposkopinin gelişim sürecinde dikkat çeken bir diğer konu ise sitoloji ile yaşanan bilimsel tartışmalardır. Uzun yıllar boyunca bazı araştırmacılar kolposkopiyi birincil tarama yöntemi olarak savunurken, diğerleri George Papanicolaou tarafından geliştirilen sitolojik incelemeyi ön plana çıkarmıştır. On yıllar süren bu tartışmaların sonunda günümüzde her iki yöntemin birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olduğu kabul edilmektedir.
Günümüzde sitolojik inceleme ve HPV testleri rahim ağzı kanseri taramasının temelini oluştururken, kolposkopi anormal tarama sonuçlarının değerlendirilmesinde en önemli yöntem olarak kabul edilmektedir. Kolposkopik inceleme sayesinde hastanın izlenmesinin mi yoksa tedavi edilmesinin mi gerektiği belirlenebilmekte, ayrıca tedavi kararı verildiğinde özellikle genç kadınlarda mümkün olan en küçük doku çıkarımını sağlayacak şekilde cerrahi planlama yapılabilmektedir.
Yaklaşık bir asır önce geliştirilen kolposkopi, hem bilimsel başarılara hem de tıp tarihinin etik açıdan tartışmalı dönemlerine tanıklık etmiş bir yöntem olarak günümüzde rahim ağzı hastalıklarının değerlendirilmesindeki merkezi yerini korumaktadır.
.
Hans Hinselmann tarafından 1925 yılında tanımlanan ilk kolposkop.
Kaynak: Hinselmann H. Verbesserung der Inspektionsmöglichkeiten von Vulva, Vagina und Portio. Münchner Medizinische Wochenschrift.
Asetik Asit: Kolposkopide Devrim Yaratan Keşif
Günümüzde kolposkopik incelemenin basamaklarından biri de Asetik Asit uygulamasıdır. Kolposkopinin ilk yıllarında rahim ağzının yalnızca büyütülerek incelenmesi yeterli değildi. Rahim ağzı normalde mukus ile kaplı olduğundan, erken dönem hastalıkların ve kanser öncüsü değişikliklerin tanınması oldukça güçtü. Özellikle yüksek dereceli skuamöz intraepitelyal lezyonlara (HSIL) ait hücresel değişiklikler, büyütme altında bile her zaman kolaylıkla görülemiyordu.
Kolposkopinin gelişimindeki en önemli dönüm noktalarından biri, rahim ağzına %3–5’lik asetik asit uygulanmasının belirli hücresel değişiklikleri görünür hale getirdiğinin fark edilmesi olmuştur. Asetik asit uygulandıktan sonra bazı alanlarda ortaya çıkan “asetobeyaz” görünüm ve buna eşlik eden diğer bulgular, servikal displazinin görsel tanısında adeta devrim yaratmıştır.
Yüksek dereceli lezyon içeren skuamöz epitel, asetik asit uygulamasından sonra belirgin bir asetobeyaz reaksiyon gösterir. Bu nedenle bazı karakteristik değişiklikler kolposkop kullanılmadan bile fark edilebilir. Günümüzde düşük kaynaklı bölgelerde kullanılan ve “VIA” (Visual Inspection with Acetic Acid – Asetik Asit ile Görsel İnceleme) olarak adlandırılan tarama yöntemi bu prensibe dayanmaktadır.
Asetik asidin kolposkopiye ne zaman ve kim tarafından eklendiği kesin olarak bilinmemektedir. İlginç olarak, kolposkopiyi geliştiren Hans Hinselmann ilk çalışmalarında asetik asit kullanmamıştır. Bunun yerine kendisi ve Alman meslektaşları “lökoplaki” olarak tanımlanan beyaz alanlara odaklanmışlardır. Bu görünüm hiperkeratinizasyona bağlıdır ve bazı durumlarda servikal displazi veya kanser ile ilişkili olabilir.
Daha sonraki yıllarda Hinselmann, servikal kanser öncüsü lezyonların bir göstergesi olarak mozaik paternini de tanımlamıştır. Ancak bu gözlemler de başlangıçta asetik asit kullanılmadan yapılmıştır.
Bugün kolposkopik değerlendirmenin temel basamaklarından biri olan asetik asit testi, rahim ağzındaki anormal hücresel değişikliklerin daha görünür hale gelmesini sağlayarak biyopsi alınacak alanların belirlenmesine ve kanser öncüsü lezyonların erken dönemde saptanmasına yardımcı olmaktadır.
Schiller Testi: İyotun Kolposkopiye Katkısı
Kolposkopinin gelişiminde önemli rol oynayan isimlerden biri de Avusturyalı jinekolog Walter Schiller’dir. Schiller, 1928 yılında rahim ağzı epitelinin iyot çözeltisi ile boyanmasını tanımlamış ve daha sonra kendi adıyla anılacak olan Schiller testini geliştirmiştir.
Schiller, normal rahim ağzı hücrelerinin yüksek miktarda glikojen içerdiğini, bu nedenle iyot ile temas ettiklerinde koyu kahverengi renge boyandıklarını fark etmiştir. Buna karşılık anormal hücrelerin yeterli miktarda glikojen depolayamadığını ve iyot ile boyanmadığını göstermiştir.
Bu gözlem sayesinde iyot uygulaması sonrasında boyanmayan alanların daha dikkatli değerlendirilmesi mümkün hale gelmiştir. Schiller, 1929 yılında bu yöntemi kullanarak biyopsi alınacak bölgelerin belirlenmesinde rehberlik etmeyi amaçlamıştır. İlk çalışmalarında Hans Hinselmann’ın kolposkobunu kullanmamış olsa da, Hinselmann aynı yıllarda bu yöntemlerin birlikte kullanılmasını önermiştir.
Günümüzde Schiller testi kolposkopik değerlendirmenin önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir. İyot uygulaması sonrasında normal epitel koyu kahverengi görünüm alırken, glikojen içeriği azalmış veya değişime uğramış alanlar açık renkli ya da sarı görünümde kalabilir. Bu özellik sayesinde rahim ağzındaki şüpheli bölgelerin belirlenmesine yardımcı olur.
Asetik asit testi ile birlikte kullanıldığında Schiller testi, kolposkopik incelemenin doğruluğunu artıran tamamlayıcı yöntemlerden biridir. Ayrıca düşük kaynaklı bölgelerde, kolposkop kullanılmadan yapılan bazı tarama programlarında da kullanılabilmektedir.
Normal Bir Rahim Ağzında Kolposkopi
Rahim ağzı (serviks), anne karnında Müller kanallarının birleşmesiyle oluşur. Bu birleşmenin tam olarak gerçekleşmediği durumlarda çift rahim ağzı gibi bazı genital sistem anomalileri ortaya çıkabilmektedir.
Rahim ağzının iç kısmı salgı üreten glandüler doku ile kaplıdır. Vajina ise çok katlı skuamöz epitel ile örtülüdür. Bu iki farklı epitel tipi belirli bir bölgede birleşir ve bu birleşim hattına “skuamokolumnar bileşke” adı verilir. Bir kız çocuğu dünyaya geldiğinde bu bileşke servikal kanalın içinde yer almaktadır.
Kolposkopik inceleme sırasında rahim ağzının yalnızca vajina içerisine uzanan bölümü görülebilir. “Portio vaginalis” olarak adlandırılan bu bölüm, serviksin tamamının yaklaşık %30–50’lik kısmını oluşturur. Serviksin toplam uzunluğu ortalama 3 cm olmakla birlikte kadınlar arasında önemli anatomik farklılıklar görülebilir.
Rahim ağzının glandüler epiteli yüzey alanını artırmak amacıyla derin kıvrımlar ve kriptler oluşturur. Bu yapılar yaklaşık 7 mm derinliğe kadar uzanabilir. Patoloji raporlarında sık kullanılan “endoservikal bez” tanımı aslında gerçek bezlerden çok bu epitel kıvrımlarını ifade etmektedir.
Kolposkopide en önemli anatomik yapılardan biri skuamokolumnar bileşkedir. Bu birleşim hattının yeri yaşam boyunca değişebilir. Eğer glandüler epitel rahim ağzının dış yüzeyine doğru uzanmışsa ve dönüşüm (metaplazi) süreci henüz tamamlanmamışsa, ince tek katlı kolumnar epitel alttaki damarların görünmesine bağlı olarak parlak kırmızı renkte izlenir.
Bu görünüm “ektopi” olarak adlandırılır. Ektopi özellikle genç kadınlarda sık görülen fizyolojik bir durumdur. Geçmiş yıllarda bu görünüm için kullanılan “erozyon” terimi günümüzde doğru kabul edilmemektedir ve artık kullanılmamaktadır. Kolposkopik değerlendirmenin temel amacı, normal anatomik yapıları tanımak ve bu yapılardan kaynaklanan doğal görünümleri hastalık bulgularından ayırt edebilmektir. Bu nedenle skuamokolumnar bileşkenin yeri, transformasyon zonunun özellikleri ve ektopi varlığı her kolposkopik incelemenin önemli parçalarıdır.
Lökoplaki Nedir?
Lökoplaki, rahim ağzında kolposkopi sırasında asetik asit uygulanmadan önce bile görülebilen beyaz renkli bir alandır. Bu beyaz alanlar transformasyon zonu içinde veya dışında yer alabilir. Mikroskobik olarak, kalınlaşmış ve keratinize olmuş yassı epitel ile karakterizedir. Keratin tabakası ışığı tamamen yansıttığı için kolposkopide beyaz görünüm oluşur.
Lökoplaki Neden Oluşur
Lökoplaki çoğu zaman epitelin lokal irritasyonu sonucu ortaya çıkar. Travma veya kronik enfeksiyonlar buna neden olabilir. Özellikle servikal kondilom varlığında lökoplaki görünümü daha belirgin hale gelebilir.
Lökoplaki Tehlikeli midir?
Lökoplakinin altında yatan nedenler çoğunlukla iyi huyludur. Bununla birlikte, rahim ağzındaki kanser öncüsü lezyonlar (servikal intraepitelyal neoplazi, CIN) ve keratinizan skuamöz hücreli karsinom gibi daha ciddi durumların dışlanması gerekir.
Lökoplaki Nasıl Değerlendirilir?
Kolposkopi sırasında lökoplaki alanları beyaz görünüm şeklinde fark edilir. Ancak yalnızca görüntüye bakılarak iyi huylu ve kötü huylu değişiklikler arasında ayrım yapmak her zaman mümkün değildir. Bu nedenle birçok olguda altta yatan dokunun değerlendirilmesi amacıyla biyopsi alınması gerekir.
Lökoplakide Biyopsi Almak Zorunlu mu
Lökoplaki varlığında biyopsi, iyi huylu epitel değişiklikleri ile servikal intraepitelyal neoplazi veya keratinizan skuamöz hücreli karsinom gibi neoplastik lezyonların ayırt edilmesine yardımcı olur. Bu nedenle kolposkopide görülen lökoplaki alanları dikkatle değerlendirilmeli ve gerekli durumlarda doku örneklemesi için yapılır
Aseowhite Epitel (Aseto Beyaz)
Asetik asit testi, kolposkopik değerlendirmenin en önemli bölümünü oluşturur. Hatta asetik asit uygulanmadan yapılan kolposkopik incelemeden ziyade, kolposkop olmadan yapılan asetik asit değerlendirmesi daha anlamlı kabul edilmektedir.
Kolposkopi sırasında rahim ağzına %4–5’lik asetik asit çözeltisi uygulanır. Normal rahim ağzı dokusu üzerinde asetik asidin görünür bir etkisi yoktur. Ancak epitelde protein içeriği yüksek olduğunda, yani smear bozukluğu gibi durumlarda değişen derecelerde beyaz renk değişikliği meydana gelir. Bu görünüm “asetowhite epitel” (aseto beyaz epitel) olarak adlandırılır.
Asetowhite Epitel Neden Oluşur?
Yüksek dereceli skuamöz intraepitelyal lezyonlarda, özellikle CIN3’te, büyük çekirdekler küçük miktarda sitoplazma ile çevrilidir. Bu nedenle çekirdek/sitoplazma oranı artar ve epitelin protein içeriği yükselir.
Hiperozmolar özellikteki asetik asit, sitoplazmanın dehidratasyonuna neden olarak hücrelerin büzüşmesine yol açar ve çekirdek proteinlerini koagüle eder. Hücre çekirdekleri birbirine yaklaşır, epitel opak hale gelir, pembe rengini kaybeder ve gelen ışığı yansıtarak beyaz görünür.
Asetowhite Epitel Hangi durumlada Oluşur?
Büyümüş hücre çekirdeği veya yüksek çekirdek/sitoplazma oranı ile ilişkili aşağıdaki durumlar pozitif asetik asit reaksiyonuna neden olabilir:
- İmmatür metaplazi
- Skuamöz intraepitelyal neoplazi (CIN2 ve CIN3’te CIN1’e göre daha belirgin)
- İnvaziv karsinom
- Enfeksiyon veya mekanik strese bağlı hücresel travma ve iyileşme süreçleri
Punktuasyon ve Mozaik Görüntü Nedir
Punktasyon ve mozaik görünümü, kolposkopide görülen damar kaynaklı bulgulardır. Bu yapılar genellikle asetik asit uygulamasından sonra daha belirgin hale gelir. Bazı durumlarda ise yeşil filtre kullanıldığında, damarlar daha net görülebildiği için asetik asit uygulanmadan da fark edilebilir.
Punktuasyon Nedir?
Punktasyon görünümü, epitel yüzeyine yakın uzanan dermal papillalardaki damarlardan kaynaklanır. Kolposkopide bu görünüm “ince” veya “kaba”, ayrıca “düzenli” veya “düzensiz” olarak tanımlanabilir.
İnce ve düzenli punktasyon, hafif displazi ve immatür metaplazide sık görülen bir bulgudur. Bu iki durum kolposkopik olarak birbirinden ayırt edilemez.
Buna karşılık kaba ve düzensiz punktasyon, yüksek dereceli kanser öncüsü lezyonların varlığında görülür.
Mozaik Görünüm Nedir?
Mozaik görünümü de punktasyon gibi vasküler bir fenomendir. İlk kez Hinselmann tarafından “Felderung” olarak tanımlanmıştır.
Proliferasyon gösteren kapiller yapılar, displastik epitel hücrelerinden oluşan yuvarlak veya poligonal alanların etrafını sarar. Bunun sonucunda mozaik benzeri bir görünüm ortaya çıkar ve biz jinekolojik onkologlar mozaik görüntü ile karşılaştığımızda yüksek dereceli yani kanser öncüsü hastalıkları düşünürüz
Punktuasyon ve Mozaik Görüntü Ne Anlama Gelir?
Kolposkopide görülen punktasyon ve mozaik paterni, damar yapılarındaki değişiklikleri yansıtır. İnce ve düzenli punktasyon hafif displazi veya immatür metaplazide görülebilirken, kaba ve düzensiz punktasyon yüksek dereceli prekanseröz lezyonlarla ilişkilidir. Mozaik görünümü ise displastik epitel alanlarını çevreleyen kapiller yapıların oluşturduğu karakteristik bir vasküler bulgudur. iki bulguyu da gördüğümüzde mutlaka biyopsi alırız.
Düşük Dereceli Rahim Ağzı Lezyonlarında Kolposkopi
LSIL ve CIN 1 Ne Demek?
Düşük dereceli skuamöz intraepitelyal lezyonlar (LSIL) veya servikal intraepitelyal neoplazi derece 1 (CIN1), HPV enfeksiyonunun morfolojik ifadesidir. Amerikan ALTS çalışmasında (ASC-US/LSIL Triage Study), olguların %58,9’unda birden fazla HPV tipi saptanmış, bunların %86,1’inin yüksek riskli HPV tipleri olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte, düşük ve yüksek riskli HPV DNA tiplerinin belirlenmesinin, düşük ya da yüksek dereceli lezyon tahmininde işe yaramadığı gösterilmiştir.
Düşük dereceli displazilerin hangilerinin kendiliğinden gerileyeceğini veya hangi olgularda CIN1 tanısının yüksek dereceli rahim ağzı lezyonu ya da rahim ağzı kanserini öngöreceği belli değildir. Bu nedenle düşük dereceli displazi grubu, günümüzde kullanılan laboratuvar testleriyle güvenilir biçimde birbirinden ayırt edilemeyen, biyolojik olarak farklı iki alt gruptan oluşmaktadır. Bununla birlikte, rahim ağzı kanserine ilerleme riski çok düşüktür (<%1).
HPV enfeksiyonunun en sık bulaş yolunun cinsel ilişkidir. Transformasyon zonundaki olgunlaşmamış epitel, orijinal çok katlı yassı epitele göre HPV enfeksiyonuna daha duyarlıdır ve virüs zamanla bazal hücrelerin DNA’sına entegre olur.
Ancak HPV enfeksiyonu tek başına rahim ağzındaki kanser öncüsü lezyonları tanımlayan morfolojik değişikliklere yol açmaz. Çoğu HPV enfeksiyonu rahim ağzı kanseri öncü lezyonu ile sonuçlanmaz. Viral DNA’yı harekete geçiren şeyin tam olarak ne olduğu bilinmemektedir. Bağışıklık sisteminin önemli rol oynadığı, savunma sistemi baskılanmış hastalarda kanser öncüsü lezyonların daha sık görülmesi ve ilerleme riskinin artışı gösterilmiştir. İmmünsüpresyon organ transplantasyonu sonrası kullanılan ilaçlara veya HIV enfeksiyonuna bağlı olabilir. Ayrıca sigara dumanındaki toksinlerin olumsuz etkileri de gösterilmiştir (Alam ve ark. 2007).
Bu yardımcı faktörlerin etkisiyle HPV aktive olduğunda, virüslerin çoğalması yassı epitelin orta ve yüzeyel hücrelerinde gerçekleşir. Koilositoz, HPV enfeksiyonunun morfolojik ifadesidir. “Koilosit” terimi Yunanca “koilos” kelimesinden türemiştir ve “boşluklu” anlamına gelir. Koss ve Durfee 1956 yılında koilositik atipiyi, düzensiz ve hiperkromatik çekirdeklerle çevrili, berrak ve şeffaf sitoplazmaya sahip büyük hücreler olarak tanımlamıştır. Ayre 1960 yılında koilositlerin viral enfeksiyonlara bağlı olduğunu ileri sürmüş, Meisels ve Fortin ise insan papilloma virüslerinin koilositik atipinin nedeni olduğunu göstermiştir.
Koilositozda düzensiz şekilli çekirdek, belirgin perinükleer saydamlık (halo) ve artmış çekirdek/sitoplazma oranı bulunur. Hücreler sıklıkla birden fazla çekirdeğe sahiptir. Bazı hücrelerde sitoplazmada parçalanma ve yamalı eozinofilik görünüm görülebilir.
Düşük dereceli displastik değişiklikler tipik olarak genç kadınlarda görülür ve spontan gerileme oranı yüksektir. Ho ve arkadaşlarının çalışmasında yeni HPV enfeksiyonlarının %70’inin sekiz ay içerisinde spontan olarak gerilediği gösterilmiştir. Düşük dereceli lezyonların daha yüksek dereceli displazilere ilerleme olasılığı %18,6’dır. Duggan ve arkadaşlarının çalışmasında lezyonların %62,7’sinin spontan gerilediği, benzer bir kısmının ise uzun süre kaldığı bildirilmiştir.
Düşük Dereceli Lezyonlarda Kolposkopi
Kolposkopik değerlendirmenin en önemli ön koşulu asetik asit testidir. Rahim ağzına %4–5’lik asetik asit uygulanması, displastik epitelde beyaz renk değişikliğine yol açar. Asetik asit etkisi geçicidir. Hücreler çevrelerinden yeniden sıvı emdikçe, yani rehidrate oldukça, beyaz renk giderek kaybolur.
Asetowhite Reaksiyon
Düşük dereceli displazide asetowhite reaksiyonun şiddeti oldukça değişken olabilir. Çoğu zaman yalnızca hafif derecede bir asetik asit reaksiyonu görülür. Beyaz epitel hafif derecede şeffaflığını korur ve asetowhite alan çevresindeki normal yassı epitel ile aynı seviyede kalır.
Yüksek dereceli lezyonlarla karşılaştırıldığında, boyanmanın ortaya çıkması genellikle daha uzun sürer. Ayrıca asetik asit etkisi düşük dereceli displazide, yüksek dereceli displazilere göre daha hızlı kaybolur.
Punktasyon ve Mozaik
Epitel içindeki kapiller halkalar epitel üzerinden görülebilir. Asetik asit etkisiyle kapillerler sıkışır ve epitel yüzeyine doğru uzanır. Bunun sonucunda ince punktasyon ve/veya mozaik paterni ortaya çıkar.
Yüksek dereceli displazilerin aksine, düşük dereceli displazide punktasyon ve mozaik düzenli bir görünüm oluşturur.
Lezyon Sınırları
Hafif displazi genellikle çevresindeki normal yassı epitelden iyi sınırlı olarak ayrılır. Bununla birlikte, yüksek dereceli displazilerden farklı olarak, sınırlar bazı olgularda daha belirsiz de olabilir.
Schiller İyot Testi
Hafif displazi dahil olmak üzere tüm displastik değişikliklerde Schiller iyot testi negatiftir. Bununla birlikte, düşük dereceli displazide iyot negatifliği daha az belirgin olabilir.
Kondilomatöz değişikliklerin bulunduğu olgularda düzensiz iyot tutulumu izlenebilir. Bu görünüm bazen “kaplan derisi paterni” (tiger skin pattern) olarak adlandırılır.
CIN1’de Görülen Kolposkopik Bulgular
Hellberg ve Nilsson, 1990 yılında histolojik olarak doğrulanmış CIN1 tanılı 165 kadında aşağıdaki kolposkopik özellikleri tanımlamıştır:
- Asetowhite boyanma: %52,1
- Punktasyon: %22,4
- Mozaik: %18,2
- Atipik damarlar: 1 olgu
Yüksek Dereceli Lezyonlarda Kolposkopi
Yüksek Dereceli Lezyon Nedir?
Yüksek dereceli skuamöz intraepitelyal neoplazi (HSIL) terimi, hem CIN2 hem de CIN3 lezyonları için kullanılmaktadır.
Rahim ağzı kanseri sıklığındaki belirgin azalma, esas olarak yüksek dereceli servikal displazilerin doğru tanı ve tedavisine bağlıdır. Geçmişte yalnızca patolojik tanıya dayanılarak yapılan ameliyatlar önemli ölçüde aşırı tedaviye yol açmış ve bu durum özellikle doğurganlık çağındaki genç kadınlar açısından zararlı olmuştur.
Klinik açıdan düşük dereceli (LSIL) ve yüksek dereceli (HSIL) değişikliklerin ayırt edilmesi önemlidir. CIN2 ile CIN3 arasındaki farklar, LSIL ile HSIL arasındaki farklar kadar belirgin değildir. Ayrıca aynı yüksek riskli HPV tipleri ile ilişkili olan CIN2 ve CIN3 lezyonlarında kanser riski benzerdir.
Yüksek Dereceli Displazinin Biyolojik Özellikleri
HSIL’in rahim ağzı kanserine ilerleme açısından anlamlı bir risk taşıdığı kabul edilmektedir. Bununla birlikte, yalnızca görüntüye bakarak CIN2/CIN3 tanısının hücrelerin biyolojik ilerleme potansiyelini tam olarak yansıtmaz. Genetik farklılıklar nedeniyle yüksek dereceli kanser öncüsü lezyonlardan kansere ilerleme riski bazı bireylerde oldukça düşük olabilir.
Benzer şekilde, herhangi bir anormal bulgusu olmayan kadınlarda yüksek riskli HPV tiplerinin varlığı da genel olarak düşük kanser riski ile birliktedir. Kanser öncüsü lezyon veya kanser geliştiğinde, bunun henüz tanımlanmamış genetik farklılıklara bağlı olabileceği düşünülmektedir.
Cinsel olarak aktif kadınların önemli bir bölümünde herhangi bir hastalık bulgusu olmaksızın insan papilloma virüsü DNA’sı saptanabilmektedir. Moscicki ve arkadaşları (1990), cinsel olarak aktif ergenlik dönemindeki kadınların %60’ından fazlasında HPV 16, 18, 31, 33 ve/veya 35 tiplerinden en az birinin bulunduğunu göstermiştir.
Uzun Süreli HPV Enfeksiyonunun Önemi
Genç kadınlar HPV enfeksiyonunu daha kolay ortadan kaldırabilirken, ileri yaşlardaki kadınlarda enfeksiyonunun geçmeme riski daha yüksektir. Yüksek dereceli displazi ve sonrasında kanser gelişiminden sorumlu olan geçici HPV enfeksiyonu değil, HPV enfeksiyonunun vücutta kalmasıdır.
En sık görülen HPV tipi olan HPV 16’nın diğer yüksek riskli HPV tiplerine göre ortadan kaldırılması daha zordur. (Moscicki ve ark. 1990).
Yüksek Dereceli Displazi Nasıl Gelişir?
Yüksek dereceli rahim ağzı lezyonlarının, rahim azğındaki hafif değişiklik alanı içerisinde bulunan küçük bir odaktan kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu odak zamanla genişleyerek düşük dereceli displastik epiteli yer değiştirir. Herrero ve arkadaşları (2000), CIN1 hastalarının CIN2 ve CIN3 hastalarına göre daha genç olduğunu göstermiştir.
Servikal lezyonlar hem LSIL hem de HSIL alanlarını birlikte içerebilir. Park ve arkadaşları (1998), bunun iki mekanizma ile açıklanabileceğini ileri sürmüştür:
- CIN1’in CIN2/CIN3’e ilerlemesi. Özellikle rahim ağzında birlikte bulunan iki lezyon arasında yalnızca bir derece fark olduğunda (ilerleme teorisi).
- Birden fazla HPV tipi ile enfeksiyon. Özellikle eş zamanlı iki lezyon arasında birden fazla derece fark bulunduğunda (örneğin CIN1 ve CIN3’ün birlikte bulunması).
Düşük Dereceli Displaziden Yüksek Dereceli Displaziye İlerlemeyi Kolaylaştıran Faktörler
Brisson ve arkadaşları (1994) ile Koutsky ve arkadaşlarının (1992) bildirdiği yardımcı faktörler şunlardır:
- HPV 16 enfeksiyonu (göreceli risk 8,7)
- Sigara kullanımı (günde ≥20 sigara)
- Doğum Kontrol Hapı Kullanılması(göreceli risk 1,9)
Yüksek Dereceli Displazide Kolposkopik Bulgular
- Yoğun, opak ve belirgin asetowhite boyanma
- Asetik asit uygulamasından sonra hızlı gelişen ve yavaş kaybolan beyaz renk değişikliği
- Hafif kabarık asetowhite epitel
- Keskin sınırlı lezyon kenarları
- Düzensiz ve kaba punktasyon
- Düzensiz mozaik paterni
- Inner border sign (İç sınır bulgusu)
- Ridge sign
- Rag sign
- Periglandular cuffing
- Atipik vasküler yapılar
- Servikal kanal veya skuamokolumnar bileşkeye yakın yerleşim
Major Changes (Ana Değişiklik) Bulguları
Yüksek dereceli displazilerde sıklıkla aşağıdaki majör değişiklikler görülür:
- Yoğun, opak asetowhite epitel
- Hafif kabarık yüzey
- Keskin sınırlı lezyon
- Kaba ve düzensiz mozaik
- Kaba ve düzensiz punktasyon
- Inner border sign
- Ridge sign
- Periglandular cuffing
- Atipik damar yapıları
Yüksek dereceli displazinin kolposkopik tanısı, immatür metaplazi ile düşük dereceli displazi arasındaki ayırımdan daha güvenilir bulunmuştur. Hopman ve arkadaşları (1995), aynı araştırmacının önceki kolposkopik görüntüleri yeniden değerlendirmesinde %70 oranında, farklı araştırmacılar arasında ise %76,9 oranında uyum olduğunu göstermiştir. Histopatolojik tanının güvenilirliği de HSIL için LSIL’ye göre daha yüksektir.
Sitolojik olarak HSIL tanısı alan hastalarda kolposkopik değerlendirme sırasında tanısal doğruluğu artırmak amacıyla tüm asetowhite alanlardan biyopsi alınmalıdır (Massad ve ark. 2009).
Rahim ağzında LSIL ve HSIL aynı anda bulunabilir. Kolposkopi eşliğinde yapılan biyopsinin amacı, en yüksek dereceli lezyonu saptamak ve yetersiz tedaviyi önlemektir. Genel bir kural olarak yüksek dereceli lezyonlar sıklıkla servikal kanala ve/veya skuamokolumnar bileşkeye yakın yerleşim gösterir. Bu nedenle şüpheli durumlarda servikal kanala yakın alanlardan biyopsi alınmalıdır.
Inner Border Sign (İç Sınır Bulgusu)
Inner border sign, daha az opak asetowhite alan içerisinde yer alan mat, istiridye beyazı renkte bir bölge olarak tanımlanır. Scheungraber ve arkadaşları (2009a,b), atipik transformasyon zonuna sahip hastaların %7,6’sında inner border sign saptamış ve bu hastaların %70’inde histopatolojik olarak HSIL doğrulamıştır. HSIL için duyarlılık %20, özgüllük %97 bulunmuştur. Vercellino ve arkadaşları (2013) duyarlılığı %20, özgüllüğü %99 olarak bildirmiştir.
Ridge Sign
Ridge sign, transformasyon zonundaki asetowhite epitel içerisinde bulunan opak bir kabarıklık olarak tanımlanır. Scheungraber ve arkadaşları (2009a,b), kabarık asetowhite epitel alanından alınan biyopsilerde olguların %63,8’inde CIN2 veya CIN3 tanısı koymuştur. HSIL tanısında duyarlılık ve özgüllük sırasıyla %33,1 ve %93,1 olarak bulunmuştur. Vercellino ve arkadaşları (2013) ise bu değerleri %52,5 ve %96,4 olarak bildirmiştir.
Her iki bulgu da Uluslararası Servikal Patoloji ve Kolposkopi Federasyonu’nun (IFCPC) 2011 nomenklatürüne dahil edilmiştir (Bornstein ve ark. 2012).
Rag Sign (Paçavra Bulgusu)
Vercellino ve arkadaşları (2013) tarafından tanımlanan rag sign, Pap smear alınması veya pamuklu çubuk ile asetik asit ve iyot uygulanması sırasında meydana gelen mekanik travmaya bağlı iyatrojenik epitel erozyonudur. HSIL öngörüsünde duyarlılığı %38,4, özgüllüğü ise %96,0’dır.
Inner border sign, ridge sign ve rag sign, yüksek dereceli displazi ile güçlü ilişki gösteren üç patognomonik kriterdir. Bu nedenle biyopsi sırasında bu alanlardan örnekleme yapılmalıdır.
Asetowhite Reaksiyon
Yüksek dereceli displazide asetowhite boyanma düşük dereceli lezyonlara göre daha hızlı ortaya çıkar ve daha yavaş kaybolur. Beyaz renk oldukça yoğundur ve displastik çekirdeklerin yoğunluğu ile asetik asidin oluşturduğu ozmotik sıvı kaybı nedeniyle epitel tamamen opak hale gelir.
CIN2/CIN3 lezyonlarında epitel daha kalındır ve asetowhite alan hafif kabarık görünüm gösterir. Lezyon sınırları genellikle keskin olarak ayrılmıştır.
Punktasyon ve Mozaik
Asetik asit uygulamasından sonra stromal kapillerler belirginleşir ve punktasyon ile mozaik görünüm ortaya çıkabilir. Düşük dereceli lezyonlar veya immatür metaplazi ile karşılaştırıldığında hem mozaik hem de punktasyon daha düzensizdir.
Bu vasküler bulgular her zaman görülmeyebilir. Punktasyon veya mozaik olmaksızın görülen kabarık ve kaba asetowhite alanlar da yüksek dereceli displazi lehinedir.
Periglandular Cuffing
Bazı olgularda kabarık ve opak epitel gland açıklıklarını çevreler. Bu görünüm “periglandular cuffing” olarak adlandırılır ve yüksek dereceli displazi ile sıklıkla ilişkilidir.
Postmenopozal Kadınlarda Kolposkopi
Yüksek dereceli displazinin kolposkopik özellikleri ileri yaş ve postmenopozal kadınlarda daha az belirgin olabilir. Bu nedenle bulgular gözden kaçabilir veya yanlış yorumlanabilir.
Kolposkopi Her Zaman Doğru Sonuç Verir mi?
Kolposkopik değerlendirme yüksek derecede subjektiftir. Bekkers ve arkadaşları (2008), deneyimin kolposkopik doğruluğu artırmadığını göstermiştir. Genel duyarlılık ve pozitif prediktif değer düşük bulunmuştur. Bu nedenle kolposkopinin temel görevi anormalliğin büyüklüğünü, yerini ve yaygınlığını değerlendirmek olmalıdır. Lezyonun şiddetinin değerlendirilmesinde histopatoloji altın standart olmaya devam etmektedir.
Rahim Ağzı Kanserinde Kolposkopi
Rahim Ağzı Kanserini Düşündürebilecek Kolposkopik Bulgular
- Atipik damarlar
- Ekzofitik büyüme
- Hiperkeratoz
- Kolay kanayan frajil doku
- Doku kaybı, ülserasyon veya nekroz
- Belirgin doku defekti
- Papiller görünüm
- Temasta kanayan tümör dokusu
- Serviks anatomisinin bozulması
Mikroinvaziv Karsinom (Erken Aşama Kanser)
Erken evre kanser, yüksek dereceli displaziye benzer görünüm gösterir. Bununla birlikte hücreler bazal membranı geçmeye başlamış ve alttaki dokuyu istila etmeye başlamıştır.
Bazen ağır displaziyi tanımlamak için kullanılan “karsinoma in situ” ifadesi hem hastalar hem de hekimler açısından yanıltıcı olabilir. Tanım gereği karsinoma in situ henüz kanser değildir. Hücreler halen epitel içerisinde, yani “yerinde” bulunur ve şekil değiştirmiş hücreler kritik sınırı geçmemiştir.
Gözle Görülebilir Rahim Ağzı Kanseri Bulguları
FIGO evre IB ve üzerindeki servikal kanserlerin büyük bölümü çıplak gözle tanınabilir. Makroskopik görünüm oldukça değişken olabilir. Rahim ağzı kanserinden şüphe edildiğinde, ilk jinekolojik muayene sırasında doku örneği alınması önerilir.
Tümör dokusundan alınan biyopsi ağrılı değildir. Biyopsi bölgesinden veya tümör dokusundan kanama görülebilir, ancak bu durum vajinal tampon ile kolaylıkla kontrol altına alınabilir.
Herhangi bir ileri tanı veya tedavi planlanmadan önce ilk adım her zaman kanser hastalığının histolojik olarak doğrulanması olmalıdır.
Kolposkopi Rahim Ağzı Kanserinde Güvenilir mi?
Rahim ağzı kanalı içerisinde yerleşmiş erken evre tümörler ve hatta bazı ileri evre tümörler görsel değerlendirmeye uygun olmayabilir. Bu durum özellikle servikal adenokarsinom için geçerlidir.
Mikroinvaziv serviks kanseri, yalnızca kolposkopik kriterlere dayanarak çoğu zaman tanınamaz. Genellikle yalnızca yüksek dereceli displaziden şüphe edilir. Hopman ve arkadaşlarının (1998) derlemesine göre mikroinvaziv servikal kanserlerin yaklaşık yarısı kolposkopik kriterlere göre tanınamamaktadır. Deneyimli kolposkopistler bile mikrokanserin nonspesifik özellikleri nedeniyle benzer zorluklarla karşılaşmaktadır.
Mikroinvaziv Tümörlerde Kolposkopik Bulgular
3 mm’den daha az invazyon derinliğine sahip mikroinvaziv tümörlerde neovaskülarizasyon gelişmeyebilir. Tümör hücreleri halen çevre dokudan difüzyon yoluyla beslenmektedir. Bu nedenle hızlı tümör büyümesine bağlı atipik damarlar, ülserasyon veya nekroz görülmeyebilir.
Bunun yerine Kolposkopi izmir de rahim ağzı kanseri ile ilişkili lezyonlar:
- Asetowhite epitel
- İyot negatif epitel
- Punktasyon
- Mozaik görünümü
Atipik Damarlar
Naboth kistleri üzerinde belirgin damarlar görülebilir. Bu damarlar periferde giderek incelir ve düzenli dallanma gösterir.
Ekzofitik Büyüme (Dışa Doğru Büyüme)
Servikal kondilomlar benzer görünüme neden olabilir.
Hiperkeratoz
Kondilom veya inflamasyona bağlı hiperkeratoz görülebilir.
Frajil Doku (Kanamalı Doku)
İnflamasyon veya atrofi ile ilişkili olabilir.
Ülserasyon veya Nekroz
Gerçek erozyon, yüzeyel yassı epitel kaybına bağlı olabilir. Obstetrik travmaya bağlı servikal defektler de anormal bulgular olmaksızın benzer görünüm oluşturabilir.
Biyopsinin Önemi
Atipik servikal lezyonların kolposkopik değerlendirilmesi tek başına invaziv hastalığı dışlamak için yeterli değildir. Mutlaka hedefe yönelik biyopsi yapılmalıdır. Kanserden şüphe edildiğinde çoklu biyopsiler uygun olabilir.
Kapsamlı histopatolojik değerlendirmeye izin vermeyen CO₂ lazer vaporizasyonu veya kriyoterapi gibi yöntemler yapılmamalıdır.
Vulvar Kolposkopi (Dış Genital Derisi Kolposkopisi)
Vulvar Kolposkopide Temel Özellikler
- Vulvanın değerlendirilmesi serviks ve vajinaya göre daha karmaşıktır.
- Vulvayı etkileyebilen çok sayıda dermatolojik hastalık vardır.
- Vulva lezyonlarının tanımlanması sıklıkla tutarsızlık gösterebilir.
- Kolposkop, vulvar hastalıkların tanısı için vazgeçilmez bir araç değildir.
- Bazı uzmanlar yalnızca büyüteç kullanmakta, bazıları ise büyütme kullanmadan değerlendirme yapmaktadır.
- IFCPC terminolojisi hem “kolposkopik” hem de “klinik” terminoloji olarak tanımlanmıştır.
- Vulvar terminoloji anüs için de uygulanabilir.
- Asetik asit testi serviksteki kadar önemli değildir.
- Lugol iyot testi vulvada kullanılmaz.
- Hirsuties papillaris (mikropapillomatozis), sebase bezler ve hafif vestibüler eritem normal bulgular olarak kabul edilir ve tedavi gerektirmez.
- Vulvar lezyonların tanımlanmasında dermatolojik terminoloji kullanılır.
- Semptomların değerlendirilmesi vulvar hastalıkların ayırıcı tanısında belirleyicidir.
Vulvar Kolposkopi Nedir?
Uluslararası Servikal Patoloji ve Kolposkopi Federasyonu (IFCPC), vulva terminolojisini Uluslararası Vulvovajinal Hastalıklar Araştırma Derneği (ISSVD) ile iş birliği içerisinde geliştirmiştir. Bornstein ve arkadaşlarının 2012 yılında yayımladığı IFCPC terminolojisinin ardından, ISSVD 2016 yılında vulvar intraepitelyal neoplazi (VIN) terminolojisinde değişiklikler yayınlamıştır.
Serviks ve vajina kolposkopisinden farklı olarak, vulvar kolposkopik değerlendirme ve terminoloji önemli farklılıklar göstermektedir.
Vulvanın Değerlendirilmesi Daha Karmaşıktır
Vulvada çok çeşitli dermatolojik hastalıklar görülebilir. Bu nedenle vulvar lezyonların tanımlanması ve raporlanması sıklıkla değişkenlik gösterebilir. Tanısal karmaşıklık nedeniyle vulvar lezyonların tanımlanmasında standart bir terminoloji kullanılması önem taşımaktadır.
Kolposkop Vazgeçilmez Bir Araç Değildir
Servikal kolposkopiden farklı olarak vulvar hastalıkların değerlendirilmesinde kolposkop kullanılması zorunlu değildir. Vulva hastalıklarıyla ilgilenen birçok uzman yalnızca büyüteç kullanmakta, bazıları ise büyütme kullanmadan muayene yapmaktadır.
Bu nedenle IFCPC, terminolojisini yalnızca “kolposkopik” değil aynı zamanda “klinik” terminoloji olarak tanımlamıştır.
Vulvar Terminoloji Anüse de Uygulanabilir
IFCPC tarafından tanımlanan vulvar terminoloji, anal bölgedeki lezyonların tanımlanmasında da kullanılabilmektedir.
Vulvar Kolposkopide Asetik Asit Testinin Rolü
Rahim Ağzında kolposkopik değerlendirmenin temel basamağı olan asetik asit testi, vulvada daha sınırlı bir öneme sahiptir.
Asetowhite değişiklikler vulvada serviksteki kadar spesifik değildir. Vulvar intraepitelyal neoplaziden (VIN) şüphe edildiğinde, asetik asit anormal alanın sınırlarının daha iyi belirlenmesine ve uygun biyopsi bölgesinin seçilmesine yardımcı olabilir.
Diğer vulvar hastalıklarda asetik asit uygulaması tanıya katkı sağlamaz.
Vulvada Lugol İyot Testi Kullanılmaz
Lugol testi, glikojen içeren keratinize olmayan yassı epiteldeki ara hücrelerin varlığına dayanır. Bu nedenle vulvada uygulanabilir değildir ve kullanılmaz.
Vulvar Kolposkopi Neden Karmaşık
Bornstein ve arkadaşlarının (2016) belirttiği gibi vulvar epitel, serviks ve vajinaya göre daha çeşitlidir. Hem deri hem de mukozadan oluşmaktadır.
Deri ayrıca kıllı alanlar (labium majus gibi) ve kılsız alanlar (klitoris gibi) olarak ayrılır. Bazı hastalıklar yalnızca deri veya yalnızca mukozayı etkilerken, bazı hastalıklar her iki epitelyal yapıyı birlikte tutabilir.
Bu anatomik yapıların tanımlanması vulvar terminolojinin ilk bölümünü oluşturur. Vulvar Kolposkopide deneyimli olan Prof Dr. Selçuk Erkılınç bu değişiklikleri tanıyabilir.
Normal Bulgular
Hirsuties papillaris (mikropapillomatozis), bazen kondiloma aküminata ile karıştırılabilir. Bunun yanı sıra sebase bezler ve hafif vestibüler kızarıklık da normal bulgular arasında kabul edilir.
Bu bulgular tedavi gerektirmez.
Vulvar Lezyonlar Nasıl Tanımlanır?
Anormal bulguların tanımlanmasında dermatolojik terminoloji kullanılır. Lezyonun büyüklüğü ve lokalizasyonunun yanı sıra makül, plak, papül gibi lezyon tipi ve egzama veya likenifikasyon gibi ikincil morfolojik özellikler de belirtilir.
Hastanın Şikayetlerinin Önemi
ISSVD terminolojisinin zayıf yönlerinden biri, semptomatik ve asemptomatik vulvar lezyonlar arasında ayrım yapmamasıdır.
Vulvar hastalıkların ayırıcı tanısında semptomların değerlendirilmesi belirleyici öneme sahiptir.
Kime Kolposkopi Yapılır?
Smear Testi Sonuçlarına Bağlı Kolposkopi Yapılan Hastalar
- Tekrarlayan ASC-US
(Önemi belirsiz atipik skuamöz hücreler) - Tekrarlayan LSIL
(Düşük dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon) - ASC-H
(Yüksek dereceli lezyon dışlanamayan atipik skuamöz hücreler) - HSIL
(Yüksek dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon) - AGC
(Atipik glandüler hücreler) - AIS
(Adenokarsinoma in situ) - Kanser şüphesi taşıyan sitoloji
HPV Test Sonuçlarına Bağlı Kolposkopi Yapılan Hastalar
- Şüpheli sitoloji (ASC-US) ile birlikte yüksek riskli HPV pozitifliği
- 30 yaş ve üzerindeki kadınlarda HPV16/18 pozitifliği
Diğer Kolposkopi Endikasyonları
- İlişki sonrası kanama
- Büyütme olmaksızın görülebilen servikal anormallikler
- İmmünsüprese hastalar
- HIV/AIDS
- Organ transplantasyonu sonrası immünsüpresif tedavi alanlar
- CIN nedeniyle cerrahi tedavi sonrası takip
- Görünür lezyon olmaksızın HSIL sitolojisi
- CIN’in olası spontan regresyonunun takibi
Kime Kolposkopi Yapılmaz?
- Smear testinde atrofi
- Vajinal Akıntı Enfeksiyon
- Adet Dönemi
Sık Sorulan Sorular
Kolposkopi nedir?
Kolposkopi, rahim ağzı, vajina ve gerektiğinde vulvanın kolposkop adı verilen özel bir büyütme cihazı ile detaylı olarak incelenmesidir. Özellikle smear testinde bozukluk saptanan, HPV testi pozitif çıkan veya rahim ağzında şüpheli görünüm olan kadınlarda uygulanır.
Kolposkopi neden yapılır?
Kolposkopi, rahim ağzındaki kanser öncüsü değişiklikleri erken dönemde saptamak için yapılır. Smear bozukluğu, HPV 16 veya HPV 18 pozitifliği, tekrarlayan LSIL, ASC-H, HSIL, AGC, ilişki sonrası kanama veya rahim ağzında gözle görülen anormallikler kolposkopi gerektirebilir.
Kolposkopide asetik asit neden uygulanır?
Asetik asit, rahim ağzındaki anormal hücresel değişikliklerin daha görünür hale gelmesini sağlar. Asetik asit uygulandıktan sonra bazı anormal alanlar beyazlaşır. Bu görünüme asetowhite epitel denir ve biyopsi alınacak bölgelerin belirlenmesine yardımcı olur.
Asetowhite epitel ne demektir?
Asetowhite epitel, asetik asit uygulandıktan sonra rahim ağzında beyaz renk alan bölgeleri ifade eder. Bu bulgu CIN1, CIN2, CIN3, enfeksiyon, immatür metaplazi veya invaziv kanser gibi farklı durumlarda görülebilir. Bu nedenle tek başına tanı koydurmaz, kolposkopik değerlendirme ve gerekirse biyopsi ile yorumlanır.
Schiller testi nedir?
Schiller testi, rahim ağzına iyot çözeltisi uygulanarak yapılan bir değerlendirmedir. Normal hücreler glikojen içerdiği için iyotla koyu kahverengi boyanır. Anormal hücreler ise yeterli glikojen içermediğinden açık renkli veya sarı görünümde kalabilir.
Lökoplaki nedir?
Lökoplaki, rahim ağzında asetik asit uygulanmadan önce bile görülebilen beyaz renkli keratinize alanlardır. Çoğu zaman irritasyon, enfeksiyon veya kondilom gibi iyi huylu nedenlerle ortaya çıkabilir. Ancak CIN veya kanser gibi ciddi durumların dışlanması için dikkatle değerlendirilmelidir.
Lökoplaki kanser anlamına gelir mi?
Hayır, lökoplaki her zaman kanser anlamına gelmez. Ancak yalnızca görüntüye bakarak iyi huylu ve kötü huylu değişiklikleri ayırmak mümkün olmayabilir. Bu nedenle kolposkopide lökoplaki saptandığında çoğu zaman biyopsi ile doku değerlendirmesi yapılır.
Punktasyon nedir?
Punktasyon, kolposkopide rahim ağzında küçük noktasal damar görünümlerinin izlenmesidir. İnce ve düzenli punktasyon daha çok hafif displazi veya immatür metaplazi ile ilişkiliyken, kaba ve düzensiz punktasyon yüksek dereceli kanser öncüsü lezyonları düşündürebilir.
Mozaik görünümü ne anlama gelir?
Mozaik görünümü, displastik epitel alanlarını çevreleyen damar yapılarının oluşturduğu karakteristik bir kolposkopik bulgudur. Düzenli ve ince mozaik daha düşük dereceli değişikliklerle ilişkili olabilirken, kaba ve düzensiz mozaik yüksek dereceli lezyonlar açısından daha dikkat çekicidir.
CIN1 kolposkopide nasıl görünür?
CIN1’de genellikle hafif asetowhite reaksiyon, düzenli ince punktasyon veya ince mozaik görünümü izlenebilir. Asetik asit sonrası beyazlaşma yüksek dereceli lezyonlara göre daha hafif olabilir ve daha hızlı kaybolabilir. Kesin tanı kolposkopik biyopsi ile konur.
CIN1 kansere dönüşür mü?
CIN1, HPV enfeksiyonunun rahim ağzındaki düşük dereceli etkisini gösterir ve çoğu hastada kendiliğinden gerileyebilir. Rahim ağzı kanserine ilerleme riski düşüktür. Ancak düzenli takip önemlidir, çünkü bazı hastalarda lezyon devam edebilir veya daha yüksek dereceli lezyonlar gelişebilir.
HSIL nedir?
HSIL, yüksek dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon anlamına gelir ve genellikle CIN2 ile CIN3 lezyonlarını kapsar. Bu lezyonlar rahim ağzı kanseri öncüsü kabul edilir ve düşük dereceli lezyonlara göre daha dikkatli değerlendirme ve çoğu zaman tedavi gerektirir.
CIN2 ve CIN3 kolposkopide nasıl görünür?
CIN2 ve CIN3 gibi yüksek dereceli lezyonlarda asetowhite reaksiyon daha yoğun, opak ve belirgindir. Beyazlaşma daha hızlı ortaya çıkar ve daha yavaş kaybolur. Keskin sınırlı lezyon kenarları, kaba mozaik, kaba punktasyon, inner border sign, ridge sign ve atipik damarlar görülebilir.
Inner border sign nedir?
Inner border sign, daha az opak asetowhite alan içinde daha mat ve belirgin beyaz bir iç sınır alanı görülmesidir. Bu bulgu yüksek dereceli lezyonlarla ilişkili olabilir. Kolposkopi sırasında bu alanlar dikkatle değerlendirilir ve genellikle biyopsi için hedef alan olarak seçilir.
Ridge sign nedir?
Ridge sign, transformasyon zonundaki asetowhite epitel içinde kabarık ve opak bir çizgi ya da kabarıklık şeklinde izlenen kolposkopik bulgudur. Yüksek dereceli rahim ağzı lezyonları ile ilişkili olabileceği için biyopsi alınması gereken önemli alanlardan biridir.
Kolposkopide biyopsi neden alınır?
Kolposkopi rahim ağzındaki şüpheli alanları göstermeye yardımcı olur, ancak kesin tanı biyopsi ile konur. Asetowhite alanlar, kaba mozaik, kaba punktasyon, lökoplaki, atipik damarlar veya kanser şüphesi oluşturan bölgelerden biyopsi alınarak patolojik değerlendirme yapılır.
Kolposkopi her zaman doğru sonuç verir mi?
Kolposkopi önemli bir değerlendirme yöntemidir, ancak tek başına kesin tanı koydurmaz. Kolposkopik yorum kişiden kişiye değişebilir. Bu nedenle şüpheli alanlardan alınan biyopsinin patoloji sonucu tanıda altın standart kabul edilir.
Rahim ağzı kanseri kolposkopide nasıl görünür?
Rahim ağzı kanserinde atipik damarlar, kolay kanayan frajil doku, ülserasyon, nekroz, ekzofitik büyüme, serviks anatomisinde bozulma ve düzensiz tümöral alanlar görülebilir. Kanser şüphesi varsa ilk yapılması gereken işlem doku tanısı için biyopsidir.
Mikroinvaziv rahim ağzı kanseri kolposkopide anlaşılır mı?
Mikroinvaziv rahim ağzı kanseri kolposkopide her zaman net olarak ayırt edilemeyebilir. Bazı olgularda yalnızca yüksek dereceli lezyon görünümü olabilir. Bu nedenle kanser şüphesi olan durumlarda kolposkopik değerlendirme mutlaka biyopsi ve patolojik inceleme ile desteklenmelidir.
Vulvar kolposkopi nedir?
Vulvar kolposkopi, dış genital bölgenin büyütme altında değerlendirilmesidir. Rahim ağzı kolposkopisinden farklı olarak vulvada dermatolojik hastalıklar daha sık görüldüğü için değerlendirme daha karmaşık olabilir. Vulvar lezyonların tanısında hastanın şikayetleri ve gerekirse biyopsi önemlidir.
Kimlere kolposkopi yapılır?
Tekrarlayan ASC-US, LSIL, ASC-H, HSIL, AGC, AIS, kanser şüphesi taşıyan sitoloji, HPV 16/18 pozitifliği, ilişki sonrası kanama, rahim ağzında görünür anormallik, immünsüpresyon veya CIN tedavisi sonrası takip durumlarında kolposkopi yapılabilir.
HPV pozitif olan herkese kolposkopi gerekir mi?
Her HPV pozitif hastaya otomatik olarak kolposkopi yapılması gerekmez. Kolposkopi kararı HPV tipine, smear sonucuna, hastanın yaşına, önceki test sonuçlarına ve risk durumuna göre verilir. Özellikle HPV 16 veya HPV 18 pozitifliği daha dikkatli değerlendirme gerektirir.
Kolposkopi hangi durumlarda ertelenebilir?
Adet döneminde, yoğun vajinal kanama varsa veya aktif vajinal enfeksiyon mevcutsa kolposkopi ertelenebilir. Smear testinde yalnızca atrofiye bağlı değişiklikler varsa önce uygun tedavi ve tekrar değerlendirme planlanabilir.